Bir ahlak dersi; Woyzeck

Bir insan…
Tüm insanlar gibi, başkalarından çok daha akıllı değil, daha fazla aptal değil; kendisine sunulan donanımlarıyla yaşama tutunmaya çalışan, elinden geldiğince ahlaklı davranmaya özen gösteren, içimizdeki iyilerden birisi Woyzeck…
Bizi biz yapan değerlerle tiyatro sahnesinin koltuklarına kurulmuş, keyif içinde ‘Woyzeck’ oyunu izleyenlerden başkası da değil Woyzeck…
Çok sık sahnede dillendirildiği gibi iyi ve ahlaklı birisidir Woyzeck…
İyi birisi derken?
Ya da nasıl iyi ahlaklı birisi olunur acaba?
Bu soruların klasik yanıtını, şiddetin ve kaosun hüküm sürdüğü atmosferde, toplum düzenini temsil edenlerin ahlak normlarını belirlediği ama umursanmadığı yapı içinde karşılaştığımız oyun kahramanının yaşamında buluyoruz: Çok yoksul bir asker olan Woyzeck tutkuyla sevdiği Marie’nin çocuğuna sahiplenmiş. Para kazanabilmek için herkesten çok çalışıp çırpınıyor. Yüzbaşının bütün ayak işleri ondan soruluyor. Bir tek bezelye tanesinden fazlasını yemesine izin vermeyen doktorun deneği haline dönüşmüş ve tüm kazandığını Marie’nin eline tutuşturuyor…
Daha ne olsun?
Her tarafından iyilik ve ahlaklılık fışkıran Woyzeck’in, taşımakta sıkıntıya düştüğü sağrıları başlıyor, gerçek ile aklında dolaşanlar birbirine karışıyor ve yaşamı sorgulamaya çalışırken sorguladığı yaşamın içinde kaybolup gidiyor Woyzeck…
Biz de Muzaffer Aksoy’un sınırları zorlayan rejisiyle sahneye taşıdığı ‘Woyzeck’ oyunu izlerken kaybolup gidiyoruz.
Genç yönetmen 2011 yılında Akademie für Darstellende Kunst Baden-Württemberg`de Tiyatro rejisörlüğü eğitimini tamamlamış. 2012 yılında Kafka’nın öyküsünden yola çıkarak sahnelediği Penetratör (Maymunlaşma) oyununu İstanbul’da yönetmiş. 2014 yılında Berkun Oya’nın yazdığı ‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’ oyununu Theaterhaus Stuttgart’ta Almanca olarak sahneye taşımış. 2015 senesinde İstanbul Şehir Tiyatroları’nın davetlisi olarak Nurkan Erpulat ve Jens Hillje’nin yazdığı ‘Delikanlı’ oyununu Almancadan Türkçeye çevirip, Genç Günler Festivali için sahnelemiş. Ve şimdi de Bursa Devlet Tiyatro’sunda Georg Büchner’in ‘Woyzeck’ oyunuyla karşımıza çıkıyor.
Zor tiyatro metinlerinden birisi olarak dünya tiyatro literatüründe anılan Woyzeck, genç yazarı Georg Büchner’in 1837 yılındaki erken ölümüyle taslak halinde yarım kalır. Karl Emil Franzos tarafından 1879 yılında tekrar üzerinde çalışmalar yapılarak yayımlanır. İlk seyirciyle buluşması 1913’te, Münih’teki Residenztheater’da olur. Farklı metin düzenlemeleriyle sıklıkla seyircisinin karşısına çıkan ender oyunlardan biridir.
İlk olarak Eren Aysan’la birlikte yapılan dramaturgi çalışmasını oldukça başarılı bulduğumu söylemeliyim. İki yüzyıl öncesinin tamamlanamamış tiyatro metni, doğru anlaşılmış ve doğru güncellenen atmosferiyle seyirciye taşınmış. İyi bir ekiple çalışma fırsatını yakaladığı için dekor (Murat Gülmez), kostüm (Funda Çebi), ışık (Osman Uzgören), hepsi yerli yerinde ama hareket ve dans düzeninin yaratıcısı Dicle Doğan’ın başarısını özellikle vurgulamak gerekiyor. Orhan Enes Kuzu’nun sert ritimli müzikleri atmosferi tamamlıyor.
Yönetmen Yardımcılığını Cem Arabacıoğlu’nun yaptığı oyunda; Halil Balkanlar, Meltem Evcioğlu, Emre Işık, Cansu Yılmaz, Orbay Sehlikoğlu, Nergiz Acar, Öykü Esendemir, Emre Nurettin Örük, Sıdıka Derya Gümral, Irmak Bavkır, Utku Duman, Acan Ağır Aksoy, Cenk Turan, Burak Günsayar, S. Sezgin Çürük, Tümay Revşan Genç, Çağrı Dulun, Ömer Naci Boz, Erdem Erdoğan, Işıl Öztürk, Ali Bircan Teke, Ceren Kayış, Hayati Özen, Ozan Kaya, Kerem Alp kabul rol alıyor. Devlet Tiyatroları’nın deneyimli oyuncuları ağırlıklarını sahneye taşımayı başarmış. Gençlerin ışıl ışıl performansı ise özellikle dikkat çekiyor. Bir parçacık fazla kilosuna rağmen Emre Işık’ın yüksek tempolu performansı özellikle gözlerimi kamaştırdı. Kendi bedenine Woyzeck kişiliğini giydirmeyi becermiş. Kan ve çamur içindeki yarıçıplak sahneleri belleklerde kalıcı izler bırakıyor. Bu kadar eziyetin üstüne camdan havuzun içinde canlandırdığı bıçak sahnesi, pes doğrusu…
Zor tiyatro metnini doğru çeviri, başarılı dramaturgi çalışması, kolay ve anlaşılır rejisiyle sahneye taşıyan Muzaffer Aksoy’u içtenlikle kutluyorum. Bundan sonraki çalışmasına da merakla bekleyeceğim. Bir küçük övgü notu da riskli Woyzeck projesini seyircisine izletme olanı yaratan Bursa Devlet Tiyatrosu müdürü Ömer Naci Topcu‘ya…
Ve…
En büyük ahlaksızlığın ahlak kurallarının belirlenmesiyle başladığı dünyamızda, bir ahlak kuralından anlının akıyla çıkmayı beceremeden diğeriyle boğuşmakta insanlık…
Bu ahlak kuralları kimi zaman inanış biçimiyle karşımıza çıkıyor, kimi zaman töre, kimi zaman terbiye, kimi zaman eğitim, çoğu zaman da gırtlağımıza kadar çökmüş yasalar halinde; birinden kurtulsanız diğerine tosluyorsunuz…
Bu bazen Woyzeck oluyor, bazen sen, bazen ben…

Categories: