En Kısa Gecenin Rüyası

‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’ ya da Can Yücel’in ‘Bahar Noktası’ adıyla çevirdiği Shakespeare’in pastoral kıvamda komedisi…
İlk olarak Shakespeare’e ‘tabusal alan’ muamelesi yapanların hafiften kulaklarını çınlatalım. Her dönemin tiyatrosunu kendinden sonraki kuşaklara taşıyan birbirinden değerli yazarın arasında Shakespeare’in de köşe taşlarından olduğuna kuşku yok. Bu durumu tabulaştırarak Bertolt Brecht’in tiyatrosuna, ‘Ver coşkuyu, göstermeci biçim nasıl olsa…’ deyip de ‘Shakespeare’e dokunmayım, elime yüzüme bulaşır,’ diyerek işin içinden çıkılmaz.
En Kısa Geceni Rüyası’na dalmadan önce 2013 yılında Hamlet oyunuyla seyircisine kapılarını açan Moda Sahnesi’ne dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir parça aklını başına devşiren, içinde bulunduğumuz dönemde tiyatro kurmanın risklerini, üç aşağı beş yukarı tahmin edebilir. Bu işi eline yüzüne bulaştırmadan sırtlayan Moda Sahnesi’nin kurucuları dördüncü yılında da başarıyla tiyatro yolculuğuna devam ediyor. Kendi payıma tiyatro mekanlarını mabet olarak görenlerden ve tiyatroyu kutsallaştırma eğiliminde olanlardan değilim. Her işin kutsal tarafı hakkını vererek yapmaktan geçer. Moda Sahnesi de böyle bir yer. Bu mekânda tiyatro izlemenin keyfini yaşamadıysanız, gidin ve gerçek tiyatro seyircisi olarak muamele görmenin nasıl olduğunu siz de görün.
En Kısa Gecenin Rüyası’ndan geriye giderek, Kemal Aydoğan’ın sahnelediği Shakespeare oyunlarının neredeyse tamamını izlemişliğim var. Çoğundan ters köşeye yatmış olarak çıkmıştım. Bir Shakespeare oyununda birinci perdeyi bütünüyle attığını anımsıyorum. Kimi yadırgasa bile, 16. Yüzyılda yazılan tiyatro oyununu günümüzün tiyatro algısıyla sahneye taşımak, işini bilen yönetmenlerin hakkı olmalı. Shakespeare de kendisinden iki bin yıl öncesinde yazılanlara yapmadığını bırakmamış mesela…
Üç ayrı hikâyenin yollarını kesiştiren Shakespeare komedyasında, aşkın kutsallığıyla inceden inceye (bana kalırsa seyircinin gözüne sokmaya çalışırcasına) dalga geçiliyor. Soylu değerlerin tepedeki temsilcisi Theseus (Timur Acar), savaş ganimeti Hippolyta’yla (Didem Balçın) evlenmek üzere gün saymaktadır. Aşkı yağmalamanın peşinde! Genç ve soylu aşıkların (Lysander: Onur Ünsal, Demetrius: Mert Fırat, Hermia: Beyza Şekerci, Helena: Melis Birkan) kutsal aşkı ise tenis topu gibi elden ele dolanıp durmakta.
Boş yere söylemiyor Helena “Zerre ederi olmayan bayağı ve değersiz şeyleri, allayıp pullayıp nasıl kıymete bindiriyor insanın aşk dediği…” diye…
Aşk karmaşasının arasına, kıskançlık tartışmasına kendini kaptıran periler kraliçesi Titania (Didem Balçın) ile periler kralı Oberon’un (Timur Acar) didişmesi ekleniyor. İtişip kakışma ortamından kazançlı çıkan ise eşeğe dönüşmüş ayaktakımından birisi (Caner Erdem) oluyor. Aşk iksiri yüzünden Titania’nın kalbi hayvani duygularla çarpmaya başlıyor. Testosteron doruklarda! Üç katmanlı oyunun karışık kurgusundaki aşkın kutsallığı yerlerde ister istemez. Soylu gençler Theseus ile Hippolyta’nın düğününde mutlu sona ulaştığı halde gösteri yapmaya gelen esnaflar ezilen tarafta yerini almaktan kurtulamıyor.
En Kısa Gecenin Rüyası, Globe Theatre seyircisinin ayakta izlerken bile keyif aldığı ama bizlerin anlamakta sıkıntıya düştüğü komedilerden biridir. Daha önce yapılan çevirilerde sorunun çözümünü bulamayan Kemal Aydoğan, oyunun çevirisini Emine Ayhan ve Aysun Şişik’e yeniden yaptırmış. Yeni çevirinin metniyle de yetinmemiş. Masa başındaki çalışmalara ve sahnedeki prova sürecine çevirmenleri dahi ederek yerine oturmayan replikleri güncellemişler. Sonuçta yönetmeni ve oyuncuyu sıkıntıya sokmayacak çeviriyi Türk tiyatrosuna kazandırmışlar.
Bir başka dikkat çekecek nokta ise çerçeve sahnenin dışına oyunu taşıyan yönetmenin, karşılıklı iki tribünün arasında sahnelemeyi tercih etmiş olması. İster istemez oyunla birlikte diğer tribündeki seyircileri de izliyorsunuz. Onlar da sizi izliyor. Fon perdesi misiniz, dekor mu, oyuncu mu, seyirci mi; kendinizi beğendiğiniz konuma yerleştirin artık. Puck (Volkan Yosunlu) ile Peri’nin (Ezgi Coşkun) seyirciyle iletişimini ya da köy seyirlik geleneğiyle düğündeki gösteriye hazırlanan esnafları (Murat Tüzün, Caner Erdem, Mert Şişmanlar, Hasan Demirtaş, Alper Baytekin, Çağlar Yalçınkaya) izlemek ayrı bir keyif; pek bir epik yani…
Bu arada dizi ve sinema sektöründe hayranlıkla izlediğiniz oyuncuların tiyatro sanatına nasıl emek verdiklerine tanıklık yapıyoruz. Marka değeri yüksek oyuncuların, tiyatro yapmanın peşine düşmelerini izlemek heyecan verici; belki de tiyatro sanatının gerçek büyüsü burada…
Ana rollerin oyuncuları alkışların hakkını verirken (ilk kez sahnede izlediğim Melis Birkan’a içtenlikli ve inandırıcı yorumundan dolayı bir alkış daha), yan rol gibi göründüğü halde komedinin gerçek yükünü taşıyan esnafların başarılı oyunculuğunu da özellikle vurgulamak gerekiyor.
En Kısa Gecenin Rüyası’nın prova notlarında “Bir kere esnaf, farklı konuşuyor. Bizim saraylı erkeklerin durmadan esnafın konuşma tarzını eleştirmesini şöyle anlayabiliriz: Esnaflar bize şunu diyor; sen istediğin kadar titizlen ben bozarım senin gramerini, dilini. Buradayız ve varız diyorlar. Senin ‘noktalama’nın ve gramerinin dışına da bal gibi çıkarız. Az sonra da o soylu tiyatroyu bozacaklar, ondan da rahatsız olacaklar saraydakiler. Senin kurallarını çalıştırmıyorlar çünkü. İhlal! Zaten tiyatronun yapacağı şeylerden biridir bu. Tiyatro, düzenin bozulabileceğinin işaretidir,” diyerek oyunun vermek istediğinin ve tiyatroya bakışının altını çiziyor Kemal Aydoğan.
Uzun yıllar boyunca Moda Sahnesi’nin repertuvarından alışılagelmişliği ezip geçen Shakespeare oyunları eksik olmayacak ve de Kemal Aydoğan’ı Shakespeare’i kurcalamaktan yorulmayan yönetmen olarak anımsayacağız herhalde…

Categories: