Göç Yolu Anadolu

SNOPSİS
Moğolların acımasızlığından kaçan Türkmen göçerleri kalabalık kitleler halinde Anadolu’ya akmaktadır. Bu insanların yerleşik düzene geçişlerinde sıkıntılar yaşanır. Onların irşat edilmesi için birçok derviş 13. Yüzyıl’ın başlarında Anadolu’ya gelir. Fütüvvet terbiyesinin Anadolu’da yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla görevlendirilen Şeyh Evhadüddin Kirmani ile halifelerinden Ahi Evran da bunların arasındadır. Dericiliğin piri, yerleşik düzendeki Türkmen esnafları ahiliğin çatısı altında toplamayı başarır. Şeyhinin kızıyla evlenen Ahi Evran, Anadolu’daki popüler ümeranın başında gelir. Selçuklu sultanının çocuklarının da hocasıdır. İç güvenliğin organizasyonu ahiler tarafından sağlanmaya başlanmıştır. Eşi Fatma Bacı da ahilik düzeni ile kadınları terbiye etmektedir.
Anadolu’daki talihsizlikler, Alaüddin Keykubat’ın, oğlu tarafından zehirlenmesiyle başlar. On altı yaşındaki Giyasüddin Keyhüsrev’in yetersiz bir devlet adamı oluşu Türkmenleri isyana sürükler.
Halk ozanı Yunus Emre ‘Babailer İsyanı’ olarak bilinen Malya Ovası’ndaki savaş sırasında dünyaya gelmiştir. Şems-i Tebrizi’nin öldürülmesine adı karışan Ahi Tuğrul, yıllarca Yunus’un köyünde saklanır. On yaşındaki geleceğin büyük ozanına okuma-yazma öğretir, ahiliğin terbiyesine yakışır biçimde yetişmesini sağlar. Ahi Evran ile Yunus Emre’nin yolları doğrudan kesişmese de onun tüm yaşam öyküsünü Ahi Tuğrul ve Fatma Bacı’dan dinler.
Şeyh Evhadüddin Kirmani’nin yaşamından başlayarak, Anadolu Selçuklu Devleti’nin topraklarındaki taht kavgalarına, entrikalara, savaşlara, isyanlara, fütüvvet terbiyesinin Anadolu’da Ahiliğe dönüşmesine, Ahiliğin Hacı Bektaş ve Yunus Emre üstündeki etkilerine öykü aracılığıyla tanık oluruz…

2014 yılında Ahi Evran Üniversitesi Ahilik Kültürünü Araştırma Ve Uygulama Merkezi’nin düzenlediği; ‘Ahi Evran Ve Ahilik’ konulu, Ödüllü, Uluslararası Senaryo Eseri Yarışması’nda ‘Göç yolu Anadolu’ adlı uzun metrajlı sinema senaryosu dereceye girerek ödüllendirildi ve kitap haline getirildi.

YAZAR GÖRÜŞÜ
13.yüzyılın ortalarındayız…
Alaüddin Keykubat’ın oğlu tarafından zehirlenmesi, Ahi ve Türkmen liderlerin muhalefetlerinden dolayı zindanlara tıkılması, sonrasında yaşanan Babailer isyanı ve Moğolların Anadolu’yu işgaliyle; ahiliğin efsane günleri geride kalmıştır. Anadolu’nun yapı taşlarını yerinden oynatan Giyasüddin Keyhüsrev’in sultanlığı fazla sürmez. On bir yaşındaki İzzüddin’in sultan oluşuyla özgürlüğüne kavuşan Ahi Evran yeniden ahiliği eski günlerine taşıma çabasındadır.
Bu arada Şeyh Evhadüddin Kirmanı’nin ‘Seyr-i Sulük’ olarak adlandırılan manevi yolculukta benimsediği akliyeci anlayış popülerliğini yitirmeye başlamıştır. Sezgici dervişlerin liderlerinden sayılan Şems-i Tebrizi cinayetinin sonrasında ise, sezgiciler ile akliyecilerin yolları tamamen ayrılır. Kan dökülmesinden çekinen Ahi Evran, Kırşehir’e yerleşir. Baş müderrisliğini yapan Molla Hüdavendigar’ın oğlu da onunla birlikte Konya’yı terk edenler arasındadır.
Şems-i Tebrizi’nin öldürülüşü, çocuk yaşlardaki Yunus ile cinayetin sorumlularından Ahi Tuğrul’un yollarını kesiştirir. Ahi Tuğrul, uzun yıllar küçük Yunus’un köyünde hatta evinde saklanır. Yunus’a, okumayı, yazmayı ve ahiliğin terbiyesini öğretir. Ahi Evran’ın yaşadıklarını da yine bu derslerde bir hikâye gibi anlatır öğrencisine: Uzun hikâye Evhadüddin Kirmani’nin fütüvvet terbiyesinin Anadolu’da yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla görevlendirilişinden başlar. Sonrasında da Ahi Evran yerleşik düzendeki Türkmen esnafları ahiliğin çatısı altında toplarken Sultan Alaüddin Keykubat’ın çocuklarına da hocalık yapar. Fatma Bacı olarak bilinen ve kendisinden kırk yaş küçük olan şeyhinin kızına duyduğu aşk, evlenmeleri, Kösedağ yenilgisi sırasında karısının Moğollara esir düşmesi de hikâyenin konularındandır.
Gençlik yaşlarına erişen Yunus, komşu obanın güzel kızı Aybala’ya âşıktır. Bu mutluluk Moğol ve Selçuklu askerlerinin köyünü basmasıyla son bulur. Ahi Tuğrul askerlerin elinden kurtulmayı başarsa da; kaçışına yardımcı olmaya çalışan Aybala ailesiyle birlikte öldürülür.
Bu arada ağırlaşan vergi koşulları, sultan kardeşlerin taht kavgaları ve Moğolların acımasız davranışı yüzünden, Anadolu insanı yeniden isyana sürüklenmiştir. Büyük şehirlerdeki direnişlerin ateşi birer birer söndürülür. Doksan yaşlarındaki ahiliğin pirini yakalayabilmek için Kırşehir kuşatılır. İsyanın ateşini düşürebilmek için Fatma Bacı köle olarak götürüldüğü topraklardan getirilir. Ahi Evran ile Fatma Bacı’ya dünya gözüyle birbirlerini tekrar görmek nasip olur. On altı yıl sonra gelen mutluluğun birkaç gün sürmesine bile izin verilmez.
Köyündeki kıtlık yüzünden Hacı Bektaş’ın dergâhına buğday istemeye giden Genç Yunus, kocasını yitirmenin acısını yaşayan Fatma Bacı ve Babailer İsyanı sırasında doğumuna yardımcı olan Taptuk Emre ile tanış olur.
Ahi Evran’ın yarım kalan hikâyesi de Fatma Bacı’nın anlattıklarıyla tamamlanacaktır: Kırşehir’deki direnişinden vazgeçmeyen Ahi Evran çatışmalar sırasında Moğol asıllı valinin askerleri tarafından öldürülmüştür. Molla Hüdavendigar’ın oğlu da onunla birlikte ölenler arasındadır.
Genç Yunus buğday yerine nefes vermeyi öneren Hacı Bektaş’ın niyetini anlayamaz. Geç de olsa manayı kavrayarak dergâha buğdaylarla geri döner. Öğrenir ki nefesini açacak kilit Taptuk Emre’dedir.
Bu ölümsüzlüğe uzanacağı başlangıcın henüz ilk adımıdır…