“Kapı Numarası”

Bazen…
Hiç beklemediğiniz nesneler yaşamınızdaki ölümsüzlerin arasında yerini alır. Ona her bakışınızda geçmişin anıları gözünüzün önünde canlanıverir; unutulduğu düşünülen insanlar ya da mekanlar yeniden anımsanır, bir zaman dilimi tekrar yaşam bulur belleklerde; bir taş parçası, bir kahve fincanı, bir kartpostal, kurutulmuş bir papatya, bir nazar boncuğu, bir deniz kabuğu, bir küçük not, akla hayale gelmeyecek birbirinden farklı nesneler…
Okumaya başladığınız satırları tetikleyen, bayram tatilini birlikte geçirdiğimiz, otuz üç yıllık dostum Mehmet Çevik oldu. Bu ayın köşe yazısını, televizyonun başarılı dizilerinin arasında gösterilen, ‘Diriliş Ertuğrul’ ve Mehmet Çevik’in canlandırdığı ‘Deli Demir’ karakteri üstüne yazmaya niyetlenmiştim. Bayram tatiline odaklanarak Kaş ve Olimpos’taki eğlenceli günlerimizi de yazıya dökebilirdim. Ne olduğunu anlayamadan, tiyatro bölümünde okuduğumuz yıllara ya da dostluğumuzun simgesine dönüşmüş bir nesneye taşındı satırlar…
58/A…
Su ihtiyacının sokaktaki çeşmeden karşılandığı, elektrik ocağında çorbanın kaynadığı ve giriş kapısında kilit bulunmayan, yıkılmaya yüz tutmuş evin, kapı numarası levhası sözünü ettiğim…
Bir kapı numarası gibi üniversite yıllarındaki dostluğumuzun otuz üç yıla uzanacağını kim tahmin edebilir ki?
İki göz tarihi Ankara evimiz, tiyatro bölümünde birlikte okuduğumuz arkadaşlarımızın anılarına da kazınmıştı. Kimi arkadaşımız 58/A’da yeşeren aşkını evliliğe taşımış, kimininki de 58/A’da noktalamıştı. Sınav zamanı arkadaşlarımızın işgali yüzünden evimizde yer bulamayarak başkalarının evine ders çalışmaya gittiğimiz günleri anımsıyorum.
Dört yıl boyunca keyifle yaşadığımız gecekondudan ayrılma zamanı geldiğinde, Mehmet Çevik’in yazdığı destansı şiir ve 58/A’dan ayrılmayı içimize sindirememenin yansıması olan gözyaşları…
Onlarca yıl geride kaldığı halde öğrencilik evimizi anılarımızda yaşatmamız, Ankara’ya yolumuz düştüğünde 58/A’nın ziyaretine gidişimiz, kiracılarıyla tanışmamız, kapısının önünde fotoğraflar çektirişimiz ve bir seferinde üst eşikteki kapı numarası levhasını alarak uzaklaşmamız…
O kapı numarasını çerçeveleterek Mehmet Çevik’e doğum günü hediyesi olarak vermiştim. Benim doğum günümde de hediye geri gelmişti. O yıldan beridir geleneksel olarak doğum günlerimizde birbirimize gidip gelmekte; tam altı ay var aramızda ve bir yıl içinde iki kez el değiştiriyor 58/A…
İlk ölenin mezarına gömmek de hayatta kalana vasiyet oldu. Zor zamanlarda sınayıp, rahat zamanlarda keyfini çıkardığımız dostluğumuzu, kapı numarasındaki rakama kadar taşıyabilmek ise gönlümüzden geçen hedefimiz sayılır.
Son bayram tatilinde, geçmişten günümüze uzanan 58/A, biraz daha fazlaca anımsanınca, ne ‘Diriliş Ertuğrul’ dizisi, ne de Kaş ve Olimpos’taki tatilin coşkusu, Simurg köşesinde kendine yer bulamadı.
Bir başka yazıya artık…

Categories: