Kılıç Artığı Anadolu

SNOPSİS
Anadolu’nun kalbine birbirinden güzel nefesleriyle yerleşmeyi başaran Yunus Emre, Babailer İsyanı sırasında doğumuna yardımcı olan bir dervişin yardımıyla dünyaya gelmiştir. İsyanda babasını, birkaç yıl sonra da annesini kaybeder. Bir yaşlı kadının yanında büyümekte olan Yunus, Şems-i Tebriz-i cinayetine karışan Ahi Ömer tarafından okumasını yazmasını öğrenir, ahiliğin terbiyelerine uygun olarak yetiştirilir.
İlk aşkı Moğollar tarafından katledilir. Hacı Bektaş’ın dergâhında dervişliğe niyetlenirken, kendini Taptuk Emre’nin tekkesinde odunculuk yaparken bulur. Şeyhinin kızına tutkun olduğu halde manevi yolculuğunun gereklerini yerine getirip; Anadolu topraklarında ömrünü tüketir. Gök Çalap’a aşkını anlattığı nefesleri dillerden dillere dolaşmaya başlamıştır.
Yaşamını tasavvufun derinliğini öğrenmeye ve öğretmeye adayan seksenli yaşlarındaki Yunus Emre, ömrünün sonuna yaklaştığının farkındadır. Gök Çalap’a kavuşmadan önce yapması gereken bir yolculuğu daha kalmıştır. Tek başına çıktığı yolculuk sırasında geçmişinin izlerini takip ederek ilerlemeye çalışırken, kendisini farklı maceraların içinde bulur.
Karşısına ilk olarak Tutuş adında, Moğollar tarafından ailesi öldürülen küçük bir kız çocuğu çıkar. İkinci olarak karşılaştığı Molla Kasım ise Yunus Emre’yi sorguladıktan sonra yargılayarak, cezasını infaz etmekle görevlendirilmiş genç bir yargıçtır. Küçük kız uyarılarıyla, babası bellediği Yunus Emre’yi cellâtların elinden kurtarmayı başarır. Yunus’un suçsuz olduğuna inanan Molla Kasım da, onun kaçışına göz yumacaktır.
Son yolculuğu boyunca geçmişini anımsayan Yunus’un, yaşam macerasının bitiş noktasıysa, kendisini ölümsüzlüğe taşıyan Taptuk Emre’nin tekkesi olacaktır.

2013 yılında Eskişehir Valiliğinin düzenlediği; Yunus Emre konulu senaryo yarışmasında ‘Kılıç Artığı Anadolu’ adlı uzun metrajlı sinema filmi senaryosu dereceye girerek ödüllendirildi.

ÖYKÜ
Uzun ömrünü Anadolu’yu dolaşarak tüketen Yunus Emre seksenli yaşlara merdiven dayamıştır. Bir köşeye çekilerek “Bana seni gerek seni …” dediği Gök Çalap’ına kavuşacağı günler yakın sayılır. Bu yüzden nereye gittiği bilinmeyen yolculuklarının sonuncusuna çıkmıştır. Her geçtiği yerde geçmişinden kalan izlerle karşılaşır. Kimi zaman çocukluk ya da gençlik yıllarına, Aybala ya da Balım Kız’a, kimi zaman Ahi Ömer’e, Derviş Veysel’e, kimi zaman Hacı Bektaş’ın dergâhına ya da Taptuk Emre’nin tekkesine uzanmaktadır. Bir yaşama kaç tane sultanın sığdığını karıştırmaktadır. Gördüğü savaşların sayısını unutmuştur. Kaç nefes söylediğini kendisi bile hatırlayamaz. İz bırakanlar gözlerinin önünden geçip gitmektedir yalnızca…
Tek başına çıktığı yolculuğunun başlangıcında, Moğollar tarafından ailesi kıyıma uğrayan Tutuş’la karşılaşır. Çaresizlik içindeki kızcağız başlangıçta korkmuştur. Kendisine zarar vermeyeceğini anlayınca babası gibi görmeye başlar. Tutuş’u arkadaşının tekkesine bırakmak ister ama kabul ettiremez. Küçük kız çeşitli oyunlarla Yunus Emre’nin peşine yeniden takılır. Sonraki durakları Hacı Bektaş’ın dergâhı olur. Yol üstünde Yunus Emre’nin büyüdüğü köye uğrarlar. Kimsenin yaşamadığı köyde Gevher Ana’nın ve Aybala’nın mezarını ziyaret ederler. Bu sırada doğduğu günlerden çocukluk ve gençlik yıllarına uzanan anılar birer birer belleğinde canlanır.
O yıllarda Alaüddin Keykubat’ı zehirleyerek Selçuklu Sultanı’nın tahtına kurulan Giyasüddin’in adaletsiz ve acımasız yaklaşımları, Anadolu halkını isyana sürüklemiştir. Malya Ovası’nda Türkmenlerin kıyımına dönüşen Babailer İsyanı sırasında Yunus Emre dünyaya gelir. Onun doğumuna Taptuk Emre’nin yardımcı olduğu, yıllar sonra ortaya çıkacaktır. Bu kıyımda babası ve birkaç yıl sonra da anası ölmüştür. O da küçük Tutuş gibi yetim kalınca Gevher Ana adındaki yaşlı Türkmen kadını tarafından büyütülmüştür. Çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği topraklarda ahiliğin terbiyesine uygun olarak yetişmesini sağlayan Ahi Ömer’le yolları kesişmiş, ilk aşkı olan Aybala’nın gözleri önünde öldürülüşüne tanık olmuştur.
Bir sonraki konaklama noktası otuz küsur yıl önce hakkın rahmetine kavuşan Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergâhıdır. Oraya da kıtlık zamanı buğday istemeye gitmiş, aslan ile ceylanı kardeş eden dervişin sözleriyle kendini Taptuk Emre’nin tekkesinde bulmuştur.
Bir gece konakladıkları Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergâhında, Tutuş’u kalmaya ikna etmiştir. Bundan sonraki yolculuğu kendisini yargılamak üzere Selçuklu sarayından gönderilen Molla Kasım’la olacaktır. Onu yakından tanımak isteyen Molla Kasım kendini tüccar olarak tanıtmıştır. Bir an önce infazın gerçekleşmesini isteyen cellâtları da peşlerinden gelmektedir.
Bu zaman diliminde geçmişin hatıralarına gidip gelen Yunus Emre, manevi yolculuğun sırlarına erdiği Taptuk Emre’nin tekkesindeki yıllarını, Balım Kız’a aşkını, Derviş Veysel’le çekişmelerini anımsar.
Yolculuğun sonuna yaklaşılırken, Yunus Emre’nin yargılanmasını isteyen saray görevlisinin, Taptuk Emre’nin tekkesinde karşı karşıya geldiği Derviş Veysel olduğu ortaya çıkmıştır. Onu Derviş Veysel’in cellâtlarından kurtaran Tutuş’un uyarıları olur. Yunus’un suçsuz olduğuna inanan Molla Kasım da kaçışına göz yumacaktır.
Son yolculuğu sırasında Yunus Emre’nin yaşamı gözlerinin önünden film şeridi gibi akmıştır. Bu maceranın bitiş noktasıysa Taptuk Emre’nin tekkesi olmuştur. Yetmişli yaşlardaki Balım Kız da hala yolunu gözlemektedir…