Likya yolları

Fethiye’den Antalya’ya uzanan binlerce yıllık bereket…

Biz demokrasi üstüne tartışmalar yaparken, Antik Yunan demokrasisini medeniyetin merkezine oturtup, Amerikan demokrasisini yerlere göklere sığdıramazken; gerçek demokrasinin yaşadığımız topraklarda doğduğunun kaç kişi farkında?
Teke Yarımadasının bizden önceki egemenleri olarak bilinen Likyalıların topraklarında başkanlık seçimi yılda bir kez tekrarlanırdı. Oy hakkı şehirlerin nüfusuyla doğru orantılıydı. Başkanlık süresi bir yılla sınırlıydı. Her seçimde farklı şehirlerin adayı Likya Birliği’nin başkanlığına seçilirken, kadınlara da başkanlık kapısı açıktı. Yalnızca özgür erkeklerin oylamaya katılabildiği Atina demokrasisinde ise askerlerin arasından başkan seçilebilmekte ve ölene kadar koltuğunu korumaktaydı. En mükemmel antik demokrasinin Likya Birliği’nde olduğu Fransız aydınlanmacı Montesque tarafından 1748 yılında dile getirilmiş ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki eyalet sisteminin oluşumuna ilham vermiştir.
Tarihi süreç içinde değişiklik gösterse de Antalya’nın hemen batısından başlayan Likya sınırları, güneybatıya doğru uzanan Beydağları, Akdağ silsilesi ve onların kuzeybatı doğrultusundaki uzantısını kapsar. Antik coğrafyadaki kentleri birbirlerine bağlanan rotaların ve uzaklık ölçülerinin yazıldığı Likya Yol Kılavuz Anıtı, dünyanın bilinen en eski ve tek karayolları haritasıdır.
Bir bankanın desteklediği İngiliz Kate Clow’un projesiyle, Fethiye’den Antalya’ya uzanan 500 kilometrelik Likya Yolu, 2000’li yılların başında, dünyanın en uzun on yürüyüş rotasından birine dönüştü. Son yıllarda popülerlik kazanan antik yürüyüş yollarının Antalya turizmine katkılar sağlayacağı şimdiden belli.
Türk dağcılığının önemli isimlerinden Nasuh Mahruki ve Yılmaz Sevgül’ün Cantek sponsorluğunda Everest’e tırmanışı vesilesiyle, dünyanın en zorlu trekkingi kabul edilen 5.364 metre yükseklikteki Everest Ana Kampı’na ‘Enerjini Doğru Kullan’ sloganıyla yürümüştük. Bu zorlu trekking macerası ‘Dünyanın Zirvesine Tırmanış’ adıyla (2011 Alfa Yayınları) gezi ve dağcılık kitabı olarak yayınlandı. O dönemin coşkusuyla Likya Yolu’nun bütün etaplarını yürümeye niyetlenmiştim. Çok istediğim halde aradığım ortamı ya da zamanı denk getiremedim.
Bir arkadaşımın isteğiyle, Kapaklı ile Üçağız arasındaki 17 kilometrelik rotayı, mayıs ayında yürüyerek hedefime yönelik başlangıcı yaptım. Zor bir aktiviteyi gerçekleştirdiğimi düşünebilirsiniz ama hiç de öyle değil. Az bir bedel ve biraz da yorgunluğu göze alarak sıradan geçecek hafta sonunu maceraya dönüştürebilirsiniz.
Bu tür doğa yürüyüşlerini organize eden kişilere ya da kuruluşlara internet üstünden kolaylıkla ulaşılabiliyor. Biz de öyle yaparak trekking gruplarının birine dahil olduk. Erken saatlerde evimizin yakınlarındaki caddeden servis aracına bindik. 09.00 civarında 50 kişilik grubumuzla Ulupınar’daydık. Köy kahvaltısını ağaçların arasında kaybolmuş mekanların birinde yaptıktan sonra Demre’deki başlangıç noktası olan Kapaklı’ya (İstlada antik şehri) ulaştık.
Su, meyve ve kuruyemişlerin dağıtımını yapan rehberiniz tarafından yürüyüş düzeniyle ilgili bilgilendirme yapıldı. Eğimli toprak yolda yürümeye başladık. Çok geçmeden Akdeniz manzaralı yoldan ayrılarak, kayaların arasında ya da düzlüklerde ilerlemeye devam ettik. Bir parça gözünüzü korkutabilir ama zeytin ağaçlarının arasından geçerken tırtılların istilasıyla karşılaştık. İlk uzun molayı verdiğimiz Gökkaya Körfezi’nde, denizden gelen lojistik destekle öğle yemeğimizi yedik. Daha fazla yürüyemeyecek olanlar ya da denizin atmosferini tercih edenler tekneyle gitti. Biz ise Teke yöresinin insanlarını aratmayacak çeviklikle kayaların arasındaki patikalardan sekercesine geçtik.
Taş evleri, kaya mezarları ve sarnıçları yüzeye taşan antik Likya kentleri, arkeolojik kazıların geciktiğini anlatmaya çalışıyor. Her başınızı çevirdiğinizde, binlerce yıllık Likya uygarlığını karşınızda buluyorsunuz. Bir dizi doğal felaketlerin etkisiyle yarısı suyun içinde, yarısı suyun dışında bulunan Kaleköy’ün (Simena antik şehri) sualtı arkeoloji müzesinden farkı yok. O yöreye daha önce uğramayanlara, Simena Kalesi’nin panoramik manzarasını kelimelerle aktarmak olanaksız. Bir biçimde gidilip görülmesi gerekiyor. Yol yorgunluğu, trekking alışkanlığı olmayanları hafiften hırpaladığı halde keyifli bir hafta sonunu geride bırakmanın mutluluğuyla Üçağız’a (Theimussa antik şehri) ulaşıyoruz.
Son satırlara nokta koymadan söyleyeyim; Kaş’tan Antalya’ya doğru antik Likya limanlarına uğrayarak ilerlediğimiz yelkenli macerası da gelecek yazımın içeriğini oluşturacak.

Categories: