Lykia’da Tiyatro

27 Mart buruk geçti elbette… 

Uzaktan uzağa gönderilmiş birkaç soluk mesaj, keyifsiz telefon görüşmeleri ve sosyal medyada dolaşan niteliksiz klişelerle dolup taştı koronavirüs mağduru Dünya Tiyatro Günü… 

Bu vesileyle, aramızda olmayan ama 80’li yıllardaki varlıklarıyla AÜ DTCF Tiyatro bölümünde yarınlarımıza yön veren Prof. Dr. Sevda Şener’e, Metin And’a, Ergin Orbey’e, Turgut Özakman’a, Prof. Dr. Nurhan Karadağ’a, Prof. Dr. Sevinç Sokullu’ya ve uzun ömürler dilediğim geriye kalan hocalarıma minnet duygularımı ifade etmeden geçmeyeceğim elbette… 

O tiyatro insanları sayesinde Antik Yunan mitolojisinin birbirinden fantastik tanrılarını, tanrıların tanrısı Zeus ile Semele’den dünyaya gelen şarap tanrısı Dionysos’u, Antik Yunan uygarlığının Arkaik Çağı sayılan MÖ 7. ve 6. yüzyıllarda Dionysos onuruna düzenlenen bağbozumu şenliklerinde söylenen dithirambos şarkılarından tragedyanın doğuşunu, MÖ 5. yüzyılın popüler tragedya yazarından Sophokles’i, onun hayat verdiği tragedya kahramanlarından “Ben bu dünyaya kin değil, sevgi paylaşmaya geldim,” sözleriyle belleklerimizde kalıcı hale dönüşen Antigone’yi derken, tiyatronun başlangıcına tanıklık yapmış ve batıdan doğuya uzanan Antik Yunan Uygarlığının günümüze uzanan yolcuları olmuştuk. 

Bu yazının devamı birbirinden keyifli anıları paylaşmaya doğru gider ama bizlere sorgulamaktan çekinmemeyi öğreten hocalarımızın izinden Lykia Uygarlığının tiyatrolarıyla ilgili konumuza dönelim: Bir Akdenizli olarak, Teke Yarımadası’nda (Antalya ile Fethiye arasındaki bölge) yaşayan Lykialıların antik tiyatro yapılarını defalarca gördüm. Lykia Uygarlığının sahildeki tiyatro binalarını saymaya başladığımda; Kemer’de Phaselis, Kumluca’da Olympos ve Rhodiapolis, Finike’de Limyra ve Arykanda, Demre’de Myra, Kaş’ta Xanthos ve Antiphellos ve de 2020 yılının gözdesi Patara derken arkası arkasına ekleniyor birbirinden etkileyici antik tiyatro yapıları… 

Ve öğrencilik yıllarında sormayı akıl edemediğim sorular… 

Binlerce seyircilik tiyatroları şehirlerin göbeğine yerleştiren Lykia Uygarlığının, tragedya ya da komedya yazarları hakkında neden bilgimiz yok? Lykialıların arasından hiç mi tiyatro yazarı çıkmamış? Ya da neden Lykialı yazarların tiyatro eserleri günümüze kalmamış? Bunları kimler araştırmış? Bulguları nerelere kadar uzanmış?  

Anadolu’nun yüksek kültürlerinden olduğu bilinen Lykialılar üstünden senaryo ve roman yazmaya çalıştığım için böyle sorular aklımdan çıkmıyor. Anadolu’da yaşayan diğer gelişmiş uygarlıklarla ilgili olarak da aynı sorular sorulmalı. Ege’nin karşı kıyısından Anadolu’ya bakanların neler gördüğünü kelimesi kelimesine ezberlemiş durumdayız.  

İyi… Güzel… Öyle olsun…  

Ya Anadolu’dan Anadolu’ya baktığımızda görünenler?  

Aynı şeyler mi? Emin misiniz? Bir daha bakın isterseniz. Özellikle tiyatro araştırmaları yapan akademisyenlerin böyle bir merak taşımasını arzuluyorum aslında…  

Üç yıldır Anadolu’nun kültürel mirasına sahipsiz olmadığını göstermeye yönelik hamlelerde bulunan Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018’i ‘Troia Yılı’, 2019’u ‘Göbeklitepe Yılı’ ve 2020’yi ‘Patara Yılı’ olarak ilan etti. Bu vesileyle Teke Yöresi, Lykia Uygarlığı, Lykia Yolu, Lykia Tanrıları, Patara Meclis Binası ya da Patara Tiyatrosu fazlaca gündemimize gelecek gibi görünüyor. 

Bir sonraki sayıda ‘batıdan doğuya uzanan medeniyet’ temelinin üstüne kurgulanan klasik arkeolojinin safsatalarıyla ilgili paylaşacaklarım var. Hem ‘Işıklar Ülkesi’ olarak bilinen Lykia Uygarlığını tanımamıza hem de Anadolu’dan Anadolu’ya bakıldığında neler görebileceğimizi anlamamıza vesile olur.  

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının uzağında yeniden görüşmek dileğiyle… 

Categories: