Mendilim Kekik Kokuyor

SNOPSİS
Yıl 1915…
On sekiz mart tarihinde Çanakkale Boğazı’nı aşamayan İtilaf Devletleri’nin donanması, başarısızlığın utancıyla çekip gitmek yerine, yirmi beş nisan tarihinden yeniden şansını zorlayarak, Gelibolu Yarımadası’nda büyük bir kara harekatını girişmişti. Her çıkarma bölgesinde dillere destan savaş hikayeleri yaşanıyordu. Bizim hikayemizde Anzak Koyu’nda sıkışan Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerin yaşadıkları anlatmaktadır. Bu cephede, birbirine tarihsel düşmanlığı olmayan Osmanlılar ile Anzaklar, egemen devletlerin siyasi hırsları yüzünden karşı karşıya gelmiştir. Kim kazanırsa kazansın yüzbinlerce insanın ölümüne ya da yaralanmasına neden olacak savaşın kurbanı durumundaydılar.
Bir süre Mısır’da eğitildikten sonra Almanlarla savaşmak üzere gemilere doldurulan Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerler, Arıburnu sahillerinde karaya çıkarıldıklarında, ‘Abdül’ adını yakıştırdıkları Osmanlı askerlerini karşılarında buldular. O günden itibaren Anzak Koyu cehennemleri oldu; ne ileri gidebildiler, ne de geri dönebildiler; öylece sıkışıp kaldılar…
Bu savaşın arasına sıkışmış küçücük hikayemize gelince; aynı kıza aşık olan amca çocuklarının çekişmesi, Çanakkale Savaşı’na gönüllü olarak katılmalarına vesile olacak, orduya dahil olamadan Anzaklara esir düşecek ve savaşın kaderini belirleyecek olayların arasında kendilerini bulacaklardır. Kekik kokulu mendilin hikayesi, Arıburnu Cephesi’nde esir düşen Osmanlıların hikayesine dönüşür. Esir kampında tutuldukları aylar boyunca Anzak Koyu’ndaki yaşamın parçası sayılırlar; kimi zaman acımasız düşman, kimi zaman halden anlayan dost olurlar; sonuçta insandır hepsi…
İki amcaoğlunu kekik kokulu mendilin peşinden cepheye sürükleyen, aşk uğruna verdikleri savaşın ya da savaşı umursamayan aşklarının hikayesidir aslında…

2015 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin; Çanakkale Savaşları’nın 100. Yılı dolayısıyla düzenlenen senaryo Yarışması’nda ‘Mendilim Kekik Kokuyor’ adlı eseri birinci olarak ödüllendirildi.

ÖYKÜ
On sekiz mart tarihinde Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen İtilaf Devletleri’nin yeniden saldırması beklenmektedir. Bu kez düşmanın niyeti güçlü bir kara harekatıyla Gelibolu Yarımadası’nın savunmasını çökertmektir. Mısır taraflarında bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda ordusunun askerleri Anzak çatısı altında eğitilmiştir. Almanlara karşı Fransız topraklarında savaşacaklarını düşünen Anzaklar Gelibolu Yarımadası’na yönlendirilir.
İki amca çocuğu (Hasan ile Haydar) köylerindeki güzeller güzeli Nihan’a aşıktır. Bir oyuna dönüşen rekabetleri kurnazlık yapan Haydar’ın, Nihan’ın elinden kekik kokulu mendili almasıyla sonuçlanır. Genç kızın kalbine girebilmenin yolu Çanakkale Savaşı’na gönüllü olarak katılmaktan geçmektedir. Çünkü orada askerlik yapan abisinden haber alınamamaktadır. İki amcaoğlu köylerindeki arkadaşlarıyla cephenin yolunu tutar. Kalbi kırık Hasan, vatan uğruna üç abisini şehit vermesine rağmen gönüllü olarak Çanakkale Cephesi’ne gitmeyi tercih etmiştir. Çok cesur olmayan Haydar’ın savaşa gidişi ise Nihan’ı etkilemek için yaptığı oyunun bedelidir.
Genç gönüllüler Arıburnu’na kadar gelmeyi başarmıştır. İki amcaoğlu sevdikleri kızın yüzünden birbirine uzak durmaktadır. Anzak ordusunun 25 Nisan 1915 tarihinde çıkarma yaptığı sırada savaşa dahil olamadan esir düşerler. Osmanlı esirlerinin arasında çocukluklarında sünnetlerini yapan Rüstem Çavuş ile harp okulundan mezun olduğu halde rütbesiz olarak savaşa katılmayı tercih eden İstanbullu Eftal de vardır.
Bir zamanlar Anadolu’da yaşayan Hemşire Jessica, Anzak Koyu’na kurulan sahra hastanesinde görevlidir. İlk görüşte çocukluk aşkına benzeyen Hasan’dan etkilenecektir. Aşk yarasıyla cepheye gelen Hasan’ın da yeniden sevmeye yüreği izin vermez. Esir kampının sorumlularından Yüzbaşı Fredrick ise Hemşire Jessica’ya duyduğu aşkın karşılığını alamamaktan dolayı öfkelidir. Hem cephede, hem de aşkta aradığını bulamayan Yüzbaşı Fredrick giderek saldırganlaşmaktadır.
Aşk ateşi savaşın rüzgarlarına direnebilir mi?
Hiç kimseye acımayan savaşın sevenlere tolerans göstermesi olası mı?
Aşk ya da vatan denildiğinde tercihlerden hangisi seçilmeli?
Bu soruların yanıtları, sivil sayıldığı için sahra hastanesindeki ayak işlerinde çalıştırılan amcaoğullarının ve onların çevresindeki insanların, kimi zaman hüzünlü, yeri geldiğinde kara mizaha dönüşen yaşamları arasında gizlidir.
Bir Teşkilat-ı Mahsusa fedaisinin esirlerin arasına karışmasıyla amaçsızca bekleyişleri de sona erer.
Türk esirler Suvla Koyu’na yapılacak çıkarmanın bilgisine ulaşmıştır. Bu gizli harekatın cephedeki komutanlara iletilmesi gerekmektedir. Zor görev sahra hastanesinde çalışan amca çocuklarına verilir. İki gencin firarı için gerekli planlar yapılır. Maceralı kaçış sırasında Yüzbaşı Fredrick tarafından Hasan vurulur. Haydar, sevdikleri kızla ilgili kurnazlığını ölümün eşiğindeki Hasan’a itiraf eder. Suvla Koyu’na çıkarma yapılacağı bilgisini Osmanlı komutanlarına ulaştırmak Haydar’a nasip olmuştur. Artık Nihan’ın abisini bularak, Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kız kardeşini istemenin zamanıdır. Büyük çıkarma başlamak üzeredir. Ön saflardaki Nihan’ın abisine ulaşan Haydar, niyetini anlatır. Kız kardeşinin rızası olduğundan ortada sorun yoktur. Bu sırada başlayan süngü savaşı Haydar’ın geleceğe yönelik hayallerini söndürecektir.
Savaş acımasızdır vesselam…


YAZAR GÖRÜŞÜ
Türk ve İslam kültürünün başarılı senteziyle yüzyıllar boyunca ayakta kalmayı başaran Osmanlı Devleti, yıkılmanın eşiğinde bile emperyalist güçlerin hesabını bozmayı başarmıştır. 1. Dünya Savaşı’nda birçok cephede savaşan Osmanlı askerinin, Çanakkale’de destan üstüne destan yazışı ise dünya tarihinin önemli olaylarındandır. On sekiz Mart 1915 tarihinde Çanakkale Boğazı’nı aşamayan İtilaf Devletleri’nin donanması, başarısızlığın utancıyla çekip gitmek yerine, yirmi beş nisan tarihinde, yeniden şansını zorlayarak güçlü bir kara harekatına girişir. ‘Anzak’ çatısı altında eğitilen Avustralya ve Yeni Zelanda, askerleri Gelibolu Yarımadası’nın savunmasını çökertmek niyetiyle Arıburnu sahiline yönlendirilir. Almanlara karşı Fransız topraklarında savaşacaklarını düşünen Anzaklar ile Osmanlı askerlerinin karşı karşıya gelişi, savaşın ezberlerini değiştirecek görüntülere vesile olur. İki tarafın kahramanlık hikayeleri de savaşın insanlık dışı boyutlarını ortaya koymakta ve savaştan barışa uzanabilmenin ipuçlarını vermektedir. Savaş sonrasında oluşan dostluk atmosferi bunun göstergesidir.
Türk sineması Anzak Koyu’ndaki gibi evrensel değerleri barındıran yakın tarihimizden yeterince yararlanamıyor. Projemin özünü oluşturan Arıburnu cephesi hakkında çekilen nitelikli filmler yok denecek kadar azdır. Çanakkale savaşını işleyen senaryo yazarları, kısıtlı tarihi kaynakları araştırmadaki yetersizlikleri nedeniyle, nitelikli dönem senaryolarının üretiminde sıkıntı yaşamaktadır. Birçok senaryo yazarı ise yöreselden evrensele ulaşmak yerine sübjektif yaklaşımların arasında sıkışıp kalmaktadır. Bu tür dönem filmleri ise dünya sinemasının yönünü belirleyen nitelikli ve popüler eserlerdir. Aynı zamanda sinemacılarımızı dünya sinemasına taşıyabilecek fırsatlar yaratabilmektedir.
Projemin amacı; dünya tarihinin akışına yön veren bir kesiti, hem kendi sinema seyircimize, hem de dünya seyircisine aktarmak için, tarihsel gerçekliği içinde evrensel temaları işleyen, sanatsal değeri yüksek sinema filmi üretmektir. Elimden geldiğince Anzak Koyu’nda sıkışan savaşın trajik hikayesini anlatmaya çalıştım. Savaşın katmanları arasına sıkışan insani duyguların tarafsızca anlatmaya özen gösterdim. İki tarafın da savaşın kurbanı oluşunu, senaryo kurgusu içinde ama tarihin gerçekliğinden uzaklaşmamaya özen göstererek, dünya insanıyla paylaşmak istiyorum.

Ayrıntılı bilgi için:
www.mendilimkekikkokuyor.com
adresinden web sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.