“Film yapmak kolay değil”

Üç beş sinema filminin setinde bulunmuştum ama ilk kez senaryosunu yazdığım bir filminin setindeyim. Bir de yapım ortaklarındanım. Bu yüzden “Mendilim Kekik Kokuyor” filminin oyuncularına hayranlığımı dile getirmekten öteye taşınan sorumluluklarım da var. Uzun metraj sinema senaryom, 2015 yılında, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi tarafından düzenlenen yarışmada birinci seçilmişti. 2018 yılında[…]

Okumaya devam …

“Mendilim Kekik Kokuyor”

100. sayının satırları arasında olmamak olmaz! Son üç yıldır aralıksız yazmaya çalıştığım yazılarımı, yapımcılarından birisi olduğum ve senaryosunu yazdığım “Mendilim Kekik Kokuyor” adındaki uzun metraj sinema filminin çekimlerinden dolayı biraz aksatmak zorunda kaldım. Hiç olmazsa mazeretimi yazıya dönüştüreyim. 80’li yıllarda AÜ DTCF Tiyatro Bölümü’nde öğrenciyken, sınıf arkadaşlarımdan Mustafa Sekmen’le birlikte[…]

Okumaya devam …

Cam Duvarın Ötesi; Dünyada Karşılaşmış Gibi

İlk gösterilerinden biriydi… Krek Tiyatro’nun yıllar sonra sahnelediği oyunun ayrıntılarından habersiz olarak Volkswagen Arena’ya gittik. Berkun Oya’nın yazıp yönettiği ‘Dünyada Karşılaşmış Gibi’ oyununda farklı bir tiyatro deneyimi yaşayacağımız fuayede ortaya çıktı. Son dakikaya kadar salona alınmayınca ister istemez meraklandık. Fuaye kalabalıklaştıkça karşı merakımız katlandı. En sonunda üç yüz elli civarındaki[…]

Okumaya devam …

Antalya’da Sinema Filmi Çekmek

Bu köşedeki yazılarımın takipçileri, 2015 yılında, Çanakkale Savaşları’nın 100. Yılı dolayısıyla düzenlenen senaryo yarışmasında birincilikle ödüllendirilen “Mendilim Kekik Kokuyor” isimli sinema filmi senaryomu anımsar belki… Bir dönem filmi olarak kaleme aldığım senaryoyu birkaç satıra sığdırmak kolay değil ama “Bir yanda gencecik iki amcaoğlu ve aşık oldukları kasabanın en güzel kızı[…]

Okumaya devam …

Bir Töre Cinayeti ‘Dördüncü Ay’

En medyatik haliyle; ailesinin alışılagelmiş sınırlarının dışına çıkan kadının yaşamını ‘namus meselesi’ haline dönüştürmek ve aile büyüklerinin kararıyla canına alıcı olmak… Bu gibi haberlerle gazetelerin üçüncü sayfalarında karşılaştığımızda, genellikle şöyle bir fotoğrafa göz atıyor, biraz daha meraklısı haberi yalandan okuyor, çok daha duyarlı olanları da ‘Yazık olmuş kadına…’ diyerek sonraki[…]

Okumaya devam …

Bir Namus Cinayeti Hikayesi ‘Dördüncü Ay’

En medyatik haliyle; ailesinin alışılagelmiş sınırlarının dışına çıkan kadının yaşamını ‘namus meselesi’ haline dönüştürmek ve aile büyüklerinin kararıyla canına alıcı olmak… Bu gibi haberlerle gazetelerin üçüncü sayfalarında karşılaştığımızda, genellikle şöyle bir fotoğrafa göz atıyor, biraz daha meraklısı haberi yalandan okuyor, çok daha duyarlı olanları da ‘Yazık olmuş kadına…’ diyerek sonraki[…]

Okumaya devam …

Akdeniz’deki komşu; Yunanistan…

Üç bin deniz miline uzanan katamaran yolculuğumuzun son durağı Yunan adaları… İyonya denizindeki karşılama töreni ‘Albakor’ cinsi orkinosun oltamıza takılmasıyla başladı. Daha önce yakaladığımız lambukalar ve ara sıra oltamıza takılan poşetlerden edindiğimiz deneyimle hayalini kurduğumuz balığı yakalamaya hazırdık: Kimi zaman misinayı gevşeten, kimi zaman boşluğunu alan Mehmet Hamamcıoğlu balığı yormaya[…]

Okumaya devam …

Sokrates’in Son Gecesi

Türk tiyatrosunun önemli oyuncularından ve seslendirme sanatçılarından Mehmet Atay’a “TİYARO ÜÇARTIBİR” ve mart ayında seyircisiyle buluşan “SOKRATES’İN SON GECESİ” oyunu hakkında sorular sorduk. İlk duraktan tiyatro yolculuğuna çıkmadıklarını ama tiyatro sanatı için “her oyun yeni bir atölyedir” düsturunu da unutmadan seyahatini en önde oturan bir yolcu olarak sürdüren Mehmet Atay’ın[…]

Okumaya devam …

Akdeniz’in Büyük Adaları İtalya Kıyılarında…

Temmuz ayında Atlantik’te başlayan deniz macerası, Ağustos ayının başlarında Akdeniz’de devam ediyor… Sert dalgalara Lagoon 40 serisi katamaranla karşı koyarak Balear Adaları’nın açıklarında ilerliyoruz. İki gündür tepemizdeki Akdeniz güneşiyle ve karşımızdan esen rüzgarlarla boğuşmaktan oldukça hırpalandık. Akdeniz’in en büyük ikinci adası Sardunya’ya yaklaşırken deniz sakinleşti. Bu durumu fırsata dönüştürerek 1700[…]

Okumaya devam …

BKM’de Manik Atak

Bir tiyatronun kulisine dönüşmüş sahne… Pek alışık olmadığımız höykürmeyle Bihter Dinçel’in yazdığı ‘Manik Atak’ başlıyor. Yılların eskitemediği kadın oyuncu Melike feryat figan içinde kapris atmakta. Eli ayağına karışan genç oyuncu Leyla da olabildiğince hoşgörülü davranışlarla uzlaşmaya çalışıyor ama dinleyene aşk olsun! Bu kapışmanın genç oyuncunun aklından geçenler olduğunu sahnenin sonunda[…]

Okumaya devam …

“İspanya’nın Akdeniz’deki yüzü”

Atlantik’ten Akdeniz’e uzanan yazılara eylülde başlamıştık. Kış ayları da Akdeniz’in sıcak günlerini anımsayarak geçecek gibi… Anımsamak… Bir tarafından anımsadıklarımızla çoğalırken, diğer yandan anımsadıklarımızın arasında kaybolup gidiyor yaşamlar… İç içe geçmiş anıların arasında kısa bir yolculuk aslında; kimi zaman bir aşk eşlik ediyor yaşam yolculuğumuza, kimi zaman bir dost, bazen öylesine[…]

Okumaya devam …

İstanbul Kumpanyası’nda ‘Huysuz Şeyler’

Son zamanlarda televizyon dizilerinin çıkmazından bunalan sanatçılar, kendilerini tiyatro sahnelerine taşıyor. Dizi setlerinin otoritelerini tiyatronun yanılsamasına sığdırmak mümkün mü? Bu geçici bir heves mi? Bir nefeslenme molası mı? Çok geçmeden kameranın büyüsünü özlemeye başlarlar mı? Kamera arkasındaki birikimlerini tiyatro sahnesine taşıyabilirler mi? Sorular, sorular, sorular… Bu sorulara yanıt olur mu[…]

Okumaya devam …

Cebelitarık Boğazı’ndan geçmek

Gün Van Gogh sarısı yükseliyordu Lizbon üstüne… Portekiz’in ‘İlk fırsatta yeniden gel,’ diyen güzelliklerini arkamızda bırakarak Atlantik Okyanusu’nun derin sularını geri dönmüştük. Bir kez daha gökyüzü ile dalgaların arasındaki bilinmezliğe kendimizi bırakmıştık. Ruh halimizdeki değişimi Atlantik’teki yolculuğumuzun sonuna yaklaşmanın mutluluğu olarak mı değerlendirmeli? Yoksa okyanus deneyimiyle vedalaşmanın hüznü mü? Ya[…]

Okumaya devam …

“Koffi Kwahulé ile Moda Sahnesi’nde”

Türk tiyatrosunda şimdilik bilinmeyen ama yakın zamanda fazlaca karşılaşacağımız Afrika kökenli bir yazar Koffi Kwahulé… Batı Afrika’daki Fildişi Sahili (Côte d’Ivoire) doğal kaynakları yüzünden, Portekizliler başta olmak üzere, İspanyollar, Hollandalılar, İngilizler ve son olarak da Fransızlar tarafından sömürülmüş. Çoğu Afrika ülkesinde olduğu gibi 2. Dünya Savaşı sonrasında güçlenen milliyetçilik dalgasıyla[…]

Okumaya devam …

Atlantik’in Kışkırtıcı Yüzü; Portekiz

Bu yazımızda da Nerissa adındaki katamaranla yaptığımız yolculuk Atlantik kıyılarında devam ediyor…Ağustos ayının yirmi dördüncü günü…İsi sisli sisi puslu bir Portekiz gününde, okyanus dalgalarında yunuslarla oynaşmamız geride kaldı. Aşkın şaraba dönüştüğü Porto’ya doğru Douro Nehri’nde ilerliyoruz. Douro Vadisi’nin güneşli bağlarında yetişen Porto bölgesinin üzümleri, beş yüzyıldır Douro nehrinin kıyılarına teraslanmış[…]

Okumaya devam …

Erkekler arasında ‘Windsor’un Şen Kadınları’

400 yıl öncesinin İngiltere’sine şöyle bir uzanalım… O dönemde yerleşik tiyatro mekanları olmadığından, gezici gruplar halinde taşrayı dolaşan tiyatrocular, seyirci toplayabildikleri yerlerde gösterilerini sergilemekteydi. Londra’daki yerleşik gösteri mekanlarında ise danslı ve müzikli eğlenceler, din içerikli törenler, savaş silahlarıyla yapılan atraksiyonlar ya da eğitilmiş hayvanların gösterileri tercih ediliyordu. Bu arada horoz[…]

Okumaya devam …

Atlantik’te bir İspanyol şehri; A Coruna

Bir önceki yazımda Atlantik kıyılarındaki Les Sables d’Olonne’dan yolculuğumuza başlamak üzereydik. Nerissa adını verdiğimiz Lagoon 40 serisi katamaranla haftalar sürecek maceramızı anlatmaya devam edelim… Atlantik’e açılmanın coşkusunu şampanyalarla kutladıktan sonra Fransa’nın şirin yerleşim merkezinden palamarları çözdük. Çok geçmeden Les Sables d’Olonne’nun altın sarısı plajları ışıldamaz oldu. Güneş muhteşem görüntüleriyle ufuk[…]

Okumaya devam …

“Tarla Zanat”

Kaz Dağları’nın eteklerinde… Güneş zeytin ağaçlarının ardından kendini göstermeye çalışırken çadırımızdan anlaşılmaz konuşmalar yükseliyor. Komşu çadırdakiler ister istemez seslere kulak kabartmış. Anlamlandırmaya çalışıyorlar. Tek başına anlaşılır gibi görünen kelimeler arkası arkasına dizildiğinde anlamsızlaştıkça anlamsızlaşmakta… Konuşmalarımızın şifresini çözemeyen komşularımız, bahçenin öteki ucuna çadırını kuran Murat Karahüseyinoğlu’ndan “Çadırın içinden garip konuşmalar geliyor.[…]

Okumaya devam …

Okyanusta Yelken Açmak

Hiç yosun rengi okyanus dalgalarına ruhunuzu ve bedeninizi teslim edip, bir dalgadan diğerine taşıdınız mı? Bir kara parçasına ayağınızın günlerce değmediği, toprak kokusu yerine okyanusun isi sisli, sisi puslu havasını ciğerlerinize doldurduğunuz zamanlar oldu mu? Yaşlı dünyamızın yalnızca denizlerden ve gökyüzünden oluştuğu dönemlerinde kendinizi bulduğunuz duygusuna kapıldınız mı? Bir tarafınızda[…]

Okumaya devam …

“Assos ve Aristoteles”

Antalya bölgesi yurtdışı ve yurtiçinden gelen ziyaretçilerle dolup taşıyor. Geçen yıl biraz toparlanan turizm verileri, bu yıl da ‘Aman nazar değmesin!’ denilecek türden… Bu bölgenin aşırı sıcaklardan bunalan ya da başka yöreleri keşfetmeye meraklı insanları da Antalya dışındaki seçenekleri değerlendirmeyi tercih ediyor. Ben de onlardan birisi olarak Çanakkale sınırlarında bulunan[…]

Okumaya devam …

“Hangi tragedya derken…”

Bir tiyatro oyunu okuma isteği düştü aklıma; nedensizce, öylesine… Yaz aylarının gevşekliğinden mi bilemiyorum ama hangi oyunu okuyayım diye bana bakan tiyatro oyunlarının karşısında oynaşıp duruyorum. Bir biçimde yolumun kesiştiği yazarların okunmayı ve yorumlanmayı bekleyen tiyatro oyunları gözümün önünde ama görev sorumluluğuyla oyun okumak istemiyorum. Daha başka bir şey olmalı;[…]

Okumaya devam …

“9. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali”

Bir sanat şehri olması hayaliyle yaşadığımız Antalya… Bu topraklar tiyatroya ilham veren tanrılardan miras olduğu için nereye giderseniz gidin, antik dönemlerden kalma bir tiyatro binası yolunuza çıkar. Taş basamaklarına oturup, sahneye doğru baktığınızda, 2500 yıl öncesinin tiyatro şenlikleri gözlerinizin önünde belirmeye başlar. Bu yıl Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından 9’uncusu[…]

Okumaya devam …

Adı Yağmur

İlk kitabı Kırmızı Kedi’den yayınlanan Leylâ Çapan’ı Antalya’da yakalayınca, birbiriyle dans eden öykülerin içtenlikle yazıldığı ‘Adı Yağmur’ kitabı hakkında keyifli bir söyleşi yapmadan İstanbul’a göndermedik. – Daha önce çeşitli dergilerde okuduğum öykülerinin çoktan kitap halinde dönüşmesi gerekiyordu. Neden şimdiye kadar geciktirdin ki? LEYLA ÇAPAN- Yazmak beni her zaman çok heyecanlandıran[…]

Okumaya devam …

“9. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali”

Bir sanat şehri olması hayaliyle yaşadığımız Antalya… Bu topraklar tiyatroya ilham veren tanrılardan miras olduğu için nereye giderseniz gidin, antik dönemlerden kalma bir tiyatro binası yolunuza çıkar. Taş basamaklarına oturup, sahneye doğru baktığınızda, 2500 yıl öncesinin tiyatro şenlikleri gözlerinizin önünde belirmeye başlar. Bu yıl Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından 9’uncusu[…]

Okumaya devam …

Ödüllü Roman; Yazarın Ölümü

Bu satırlarda gözleriniz dolanıyorsa, öyle ya da böyle okuma alışkanlığınız var demektir. Türk insanı günün altı saatini televizyon izlemeye ayırıyor, günde ortalama üç saatini internete bağlı olarak geçiriyor ve geriye kalan zamanın yalnızca bir dakikasını kitap okumaya ayırıyor. Siz de hızlı bir okumayla yazının sonuna ulaşırsanız, ülkemizin okuma ortalamasını yakalamış[…]

Okumaya devam …

Tamamen doluyuz

Tek kişilik oyunlara, tiyatronun olmazsa olmazı sayılan ‘iki oyuncu-bir seyirci’ alışkanlığının dışına çıkıldığı için temkinli yaklaşılır. İkinci oyuncu olmadığından tiyatronun temel unsurlarından olan diyalog gerçekleşmez. Diyaloğun olmadığı yerde çatışma da yok sayılır. Ya Türk tiyatrosunun meddah geleneğinin üstadı sayılan Kavuklu Hamdi’den Cem Yılmaz’a uzanan ustalıklı anlatım becerileriyle derdinizi ortaya dökeceksiniz[…]

Okumaya devam …

Aşk, Ayrılık ve Başka Şeyler

İlkbaharın gelişini muştular cemreler… Birinci cemrenin 20 Şubat’ta havaya, ikinci cemrenin 27 Şubat’ta suya, üçüncü cemrenin 6 Mart’ta toprağa düştüğü varsayılır. Her cemrenin düşüşü içimizdeki coşkuyu güçlendirir. Bizi sıcak havalara yaklaştırırken, heveslendirip, heyecanlandır. Bu böyle olduğu halde cemrelerin düşeceği günler çoğumuzun ezberinde değildir. Bir gazete haberinde ya da arkadaş sohbetleri[…]

Okumaya devam …

Avukat Pierre Pathelin Farsı

İlkbaharın gelişini muştular cemreler… Birinci cemrenin 20 Şubat’ta havaya, ikinci cemrenin 27 Şubat’ta suya, üçüncü cemrenin 6 Mart’ta toprağa düştüğü varsayılır. Her cemrenin düşüşü içimizdeki coşkuyu güçlendirir. Bizi sıcak havalara yaklaştırırken, heveslendirip, heyecanlandır. Bu ruh hali batı medeniyetlerinin temel taşlarını oluşturan Antik Yunanlıları da tetiklemiş ve doğanın yeniden uyanışını, M.[…]

Okumaya devam …

Ve Yeniden Tiyatro

Biz zamanlar Anadolu topraklarında tiyatro kutsal, tiyatro sahneleri mabetlerden farksızmış, tiyatroya sevdalı oyuncular sahneleri doldurur ve onlara hayran seyirciler yaşamın anlamını izledikleri oyunlarda bulurmuş, derken gökten üç elma düşmüş, birinin adına sinema diyelim, biri televizyon olsun, üçüncü elmanın adına da sizler karar verin… Bir zamanlar tiyatro eğitimi almadan oyunculuk yeteneğini[…]

Okumaya devam …

Ve Yeniden Tiyatro…

Biz zamanlar Anadolu topraklarında tiyatro kutsal, tiyatro sahneleri mabetlerden farksızmış, tiyatroya sevdalı oyuncular sahneleri doldurur ve onlara hayran seyirciler yaşamın anlamını izledikleri oyunlarda bulurmuş, derken gökten üç elma düşmüş, birinin adına sinema diyelim, biri televizyon olsun, üçüncü elmanın adına da sizler karar verin… Bir zamanlar tiyatro eğitimi almadan oyunculuk yeteneğini[…]

Okumaya devam …

“Bizim Aile’nin Yaşar Usta’sı…”

Zaman acımasız ve adaletsiz doğası gereği… Türk tiyatrosunun geleneksel tarafında simgeleşen Kel Hasan’ın kavuğunu, uzun yıllar İsmail Dümbüllü taşımıştır. Bu kavuk İsmail Dümbüllü’ye hayranlığıyla tiyatro yolculuğuna başlayan Münir Özkul’a, 1968 yılında oynadığı Kanlı Nigar oyunundaki başarısından dolayı, ‘Sen kitaplı tiyatrodan geliyor olsan da yerine göre Pişekar, yerine göre Kavuklu olmayı[…]

Okumaya devam …

“Ayşe Selen, Münir Özkul ve Bizim Aile…”

Zaman acımasız ve adaletsiz doğası gereği… 3 ay önce (18 Ekim 2017) Kadıköy Taşra Kabare’de Tiyatrotem’in sahneye koyduğu ‘Aşk, Ayrılık ve Başka Şeyler’ oyununun prömiyerini izlemeye gitmiştik. Son dakika programı yaptığımız için olan Ayşe Selen ile Şehsuvar Aktaş’a önceden haber veremedik. Doğal olarak salonda yer yoktu. Bir başka sefere bırakmaya[…]

Okumaya devam …

“Sınır Taşı’ndan Nurhan Karadağ’a”

Sınır Taşı oyununu bilir misiniz? Tüm sınırların kalktığı dünya düzenini düşleyen insanlar için yöreselden evrensele uzanan seyirlik oyunlardan biridir Sınır Taşı… On binlerce yıllık insanlık tarihinden süzülerek günümüze uzanan oyun çıkarma rütielleri, Anadolu topraklarında yaşama tutunmanın ve Anadolu insanının kendini dile getirmesinin yolu olmuştur. Köy yaşamında arazi sınırlarından kaynaklanan anlaşmazlıklar[…]

Okumaya devam …

Sınır Taşı’ndan Nurhan Karadağ’a

Sınır Taşı oyununu bilir misiniz? Tüm sınırların kalktığı dünya düzenini düşleyen insanlar için yöreselden evrensele uzanan seyirlik oyunlardan biridir Sınır Taşı… On binlerce yıllık insanlık tarihinden süzülerek günümüze uzanan oyun çıkarma rütielleri, Anadolu topraklarında yaşama tutunmanın ve Anadolu insanının kendini dile getirmesinin yolu olmuştur. Köy yaşamında arazi sınırlarından kaynaklanan anlaşmazlıklar[…]

Okumaya devam …

Meddah deyince

Bir erkek oyuncu gelir aklımıza; açık ya da kapalı bir mekanda olduğunu umursamadan, omzunda mendili ve elinde sopasıyla kalabalığın karşısına çıkar; akıcı konuşması, nükteli sözleri, taklit becerisi, doğaçlama yeteneği, yeri geldiğinde şarkılar söyleyişi, kültürel ve sanatsal birikimi, saymakla bitmez meddahın meziyetleri… Tek dekoru oturduğu sandalyedir ama izleyenleri mekandan mekana sürükler.[…]

Okumaya devam …

çadır keyfi

Zor bela tahammül ettiğimiz şehir yaşamı… Ne zaman açıldığını anımsayamadığımız televizyondan yayılan akıl sağlığımızı bozmaya yönelik görüntüler, hava kirliliği bir yanda, diğer tarafta bitmek tükenmek bilmeyen araçların gürültüsü; iş yaşamının depresyona sürükleyen ortamından, çok katlı betonarme binaların sıkışmışlığına uzanan post modern dünyada yolculuk… Bir an önce yaz tatili gelse de[…]

Okumaya devam …

Kırsal Turizmde Lavanta kokusu

Yaz ayları geldiğinde… Yurtiçi ya da yurtdışında tatile çıkmayı düşünenlerin aklından Antalya seçeneği eksik olmaz. Kimi Belek-Alanya hattının meraklısıdır. Kimi Kemer-Kaş taraftarını sever. Antalya sahilleri ‘deniz kum güneş’ sevdalılarına sayısız tatil mekanları sunmaktadır. Bu arada geçen turizm sezonunun faciaya dönüştüğünü ve içinde bulunduğumuz sezonun da ahım şahım geçmediğini vurgulayarak, denizle[…]

Okumaya devam …

Likya Limanları

Tunç Çağında başlayan Teke Yarımadası’ndaki deniz ticareti, engebeli ve geçilmesi zor kayalıkların arasındaki limanların sayesinde hareketliliğini yüzyıllar boyunca korumuştur. Bu yazıda Antalya’nın yakından tanıdığı işadamlarıyla (Can Hakan Karaca, Ali Eroğlu, Ömer Arıcan, Ahmet Erdal, İbrahim Öz ve ‘Misty Blue’ yelkenlisinin sahibi Mehmet Hamamcıoğlu) Teke Yarımadası’nın Antalya tarafındaki Likya limanlarının izini[…]

Okumaya devam …

Likya yolları

Fethiye’den Antalya’ya uzanan binlerce yıllık bereket… Biz demokrasi üstüne tartışmalar yaparken, Antik Yunan demokrasisini medeniyetin merkezine oturtup, Amerikan demokrasisini yerlere göklere sığdıramazken; gerçek demokrasinin yaşadığımız topraklarda doğduğunun kaç kişi farkında? Teke Yarımadasının bizden önceki egemenleri olarak bilinen Likyalıların topraklarında başkanlık seçimi yılda bir kez tekrarlanırdı. Oy hakkı şehirlerin nüfusuyla doğru[…]

Okumaya devam …

Antalya’da Kadınlar Çiçek Açıyor

Bir kadın dergisinin okuru olarak, Antalya’nın kadınları tarafından oluşturulan ‘Kadınlar Çiçek Açıyor’ adındaki sivil toplum kuruluşunun, Antalya turizmine neler kattığından haberiniz var mı? Bir yıl önce Rusya’yla ilişkilerimizin koptuğu dönemde, Türk ve Rus kadınlarının el ele yaptığı dostluk gösterisi, ülkeler arasındaki bağların yeniden güçlenmesine vesile olmuştu. Bu yıl daha da[…]

Okumaya devam …

Ay anne; Doç. Dr. Süreyya Karacabey

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Bölümü’nün 12 Eylül darbesinden sonraki yılları… Pek de tiyatro eğitimi vermeye uygun olmayan sınıflarda, biricik sahnemizde, güneş görmeyen kulislerinde, ara sıra orta bahçede ve hatta hocalarımızın odalarındaki derslerle yaşama hazırlanan AÜ DTCF Tiyatro Bölümü mezunları, tiyatronun çeşitli alanlarındaki üretimlerini çoğaltmakta… Çok fazla alışılagelmiş[…]

Okumaya devam …

Antalya’nın tiyatro sevdalılarından; Abdullah Sürekli

Türk tiyatrosunun Antalya ayağında, 30 küsur yılını tiyatroyla harmanlayan Abdullah Sürekli, Antalya Belediye Tiyatrosu’nun oluşumundaki temel direklerden birisidir. Tek kanallı TRT’in iktidarını sürdürdüğü 80’li yılların başlarında, birbirine yakın zamanlarda tiyatroya başlamış ve amatörlüğün coşkusuyla keyifli işler yapmıştık. O yıllarda Devlet Tiyatroları, kısıtlı sayıda oyunla Antalya’ya turne yapardı. Her tiyatro oyununu,[…]

Okumaya devam …

Karadeniz’in Kıyıcığında Yola Devam

“Nayinoma nayino nayinoma kurbani Çatma kaşlaruni da al vereyim bu cani” Bir önceki yazımda Antalya’dan Rize’ye uzanan deniz yolculuğumuzdan söz etmiştim. Dar alanda kısa paslaşmalarımız, Sprint ekibinin uyumu sayesinde fazlasıyla keyifliydi. İlk büyük patlama üstünden milyarlarca yıl geçtiği halde, Nasuh Mahruki’nin kahvaltı sohbetlerindeki ikna edici anlatımlarından dolayı ‘bing bang’ denilen[…]

Okumaya devam …

Antalya’nın tiyatro sevdalılarından; Abdullah Sürekli

Türk tiyatrosunun Antalya ayağında, 30 küsur yılını tiyatroyla harmanlayan Abdullah Sürekli, Antalya Belediye Tiyatrosu’nun oluşumundaki temel direklerden birisidir. Tek kanallı TRT’in iktidarını sürdürdüğü 80’li yılların başlarında, birbirine yakın zamanlarda tiyatroya başlamış ve amatörlüğün coşkusuyla keyifli işler yapmıştık. O yıllarda Devlet Tiyatroları, kısıtlı sayıda oyunla Antalya’ya turne yapardı. Her tiyatro oyununu,[…]

Okumaya devam …

Çeyrek Yüzyıl

Bu ayın yazısı, Antalya’nın başarılı iş adamlarından Can Hakan Karaca ve iş yaşamındaki 25. yılını geride bırakan Cantek Group üstüne olacak. Ülke ekonomisine sağladığı katma değeri, istihdam kapasitesini, üretim ya da ihracat verilerini ekonomi yazarlarına bırakarak, rakamların uzağında yazımızı akıtacağız. Yıl 1990’ı gösterirken, Sivas’taki asker ocağında Can Hakan Karaca’yla kesişen[…]

Okumaya devam …

Kültürel Miras

Bu hikayenin başlangıcı 101 yıl öncesine uzanıyor… Bir Anadolu köyünde yaşayan iki amcaoğlu, komşu köyün güzel kızına aşık olur. İkisi de askerlik yaşına gelmemiştir. Yaşı büyük olan Çanakkale’de savaşmak üzere gönüllülerin arasına katılır. Yaşı küçük olan da güzel kızı kaptırmamak için amcaoğlunun peşine takılır. Bu arada oyunbaz davranışlarla komşu köyün[…]

Okumaya devam …

Prof. Dr. Nurhan Karadağ’a öğrenci olmak

Ne de zormuş aramızdan ayrıldığına inanamadığım hocalarımla satırların arasında vedalaşmak… Türk tiyatrosunda kalıcı izler bırakarak bizleri terk eden önemli sanat insanlarına, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğrenci olmuştuk; Metin And, Ergin Orbey, Turgut Özakman, Sevda Şener… Biz gidenlerin yokluğuna alışamadan, bir çınar yaprağı daha köklerini geride bırakarak[…]

Okumaya devam …

“Bir Zamanlar Kemer Yolu”

Yetmişli yılların Antalya’sı… O döneme altmışlı yıllarından yadigar otobüslerin biriyle Kemer taraflarındaki düğüne gitmek üzere ailece yola çıkmıştık. Bir uzun yol hikayesi Antalya ile Kemer arasında bizleri bekliyormuş da haberimiz yokmuş… Çok geçmeden Batı Toros Dağları’nın denize uzanan eteklerinde saatler süren yolculuğumuz, gerilim filmlerine dönüştü. Sert kayaların oyulmasıyla açılmış taş[…]

Okumaya devam …

“Çimmek”

Her zamankinden sıcak bir yaz mı yaşanıyor? Yaz aylarının sonuna doğru, nem bir yandan, sıcak diğer yandan, kimi klimaların dibinde zaman öldürmekte, kimileri ise klimasız ortamlarda yanıp tutuşmakta… Şehir merkezinin 3 kilometre batısındaki Konyaaltı Plajı, falezlerin bitiminden, Beydağları’nın gölgelerine doğru uzanır. Çakıl taşlarının arasında deniz keyfi yapmaya niyetlenenler için harika[…]

Okumaya devam …

“Kapı Numarası”

Bazen… Hiç beklemediğiniz nesneler yaşamınızdaki ölümsüzlerin arasında yerini alır. Ona her bakışınızda geçmişin anıları gözünüzün önünde canlanıverir; unutulduğu düşünülen insanlar ya da mekanlar yeniden anımsanır, bir zaman dilimi tekrar yaşam bulur belleklerde; bir taş parçası, bir kahve fincanı, bir kartpostal, kurutulmuş bir papatya, bir nazar boncuğu, bir deniz kabuğu, bir[…]

Okumaya devam …

“Genç Deyip Geçenler”

Sanatla Yeniden Hayata… Sanatın dokunduğu yerlerdeki izlerin yakından tanığıyım; hatta kendi yaşamımı da örneklerin arasına gönül rahatlığıyla ekleyebilirim. Sanatın büyülü dünyası, yok olmak ile var olmak arasında güzel bir eşiktir; kayıplar dünyasında kendini bulmak için mükemmel bir kılavuzdur; seni sana anlatır, seni sen yapar sanat… Bir parçası olduğum ‘Sanatla Yeniden[…]

Okumaya devam …

“Deniz Cadıları”

Bir deniz cadısı… İyi bir dosttur deniz cadısı; insanlarla barışık, doğayla barışık, kendinle barışık… Kuzey Atlantik kıyılarından, okuduğunuz sayfalara uzanan efsanede, denize ve rüzgara hükmettiğine inanılan büyücü kadınlar, dev dalgaların arasına sıkışan yelkenlilere yardımcı olur, denizcileri dualarıyla fırtınalardan koruyabilecek düğümler yaparlarmış… Dalgalarla ve rüzgarla barışık deniz cadılarından birisi olan Aydan[…]

Okumaya devam …

“Kış Gündünümü”

Bu satırlar, güneş ışıklarının Oğlak Dönencesi’ne dik geldiği, kuzey yarımkürede günlerin uzamaya ya da güney yarımkürede kısalmaya başladığı kış gündönümüne denk geldi; 2014 ‘ha bitti, ha bitecek’, 2015 ‘ha geldi ha gelecek’ kıvamındaki günlerden birine… Son yıllarını İstanbul’da geçiren birisi olarak, Antalya’ya dönüşlerim alışılmışın dışında çalkalanmalara neden oluyor. Bir süre[…]

Okumaya devam …

“Fatma Bacı ya da Kadıncık Ana”

Bir kadının hikayesini paylaşacağım sizlerle… Antalya sevdalısı olduğunu söyleyebileceğimiz Alaüddin Kaykubat, 13. Yüzyıl’da dünyanın merkezi olarak görülen Anadolu Selçuklu Devleti’nin efsanevi sultanıydı. Şeyh Evhadüddin Kirmani de sultanın gönülden sevdiği insanların arasında yer almaktaydı. ‘Bir lokma, bir hırka,’felsefesini yoluna kılavuz bellemişti. Anadolu’ya geldiği yıllarda, ‘Peygamber sünneti,’ diyerek satın aldığı huysuz ve[…]

Okumaya devam …

“Yasemin Dalkılıç’la İnanılmaz Dalışlar”

Enerjini Doğru Kullan… Dört yıldır, Antalya’nın tanınmış markası CANTEK sponsorluğunda, dünya kamuoyunun dikkatini enerji tasarrufuna çekebilmek için ‘Enerjini Doğru Kullan’ projesi üstünde çalışıyoruz. Bu projenin başlangıç adımında, Everest Dağı’na tırmanan Nasuh Mahruki ile Yılmaz Sevgül, “Enerjini Doğru Kullan” mesajını dünyanın zirvesine taşımıştı. Ben de zorlu maceranın hikayesini “Dünyanın Zirvesine Tırmanış”[…]

Okumaya devam …

“Bir Sevda’dır Tiyatro”

Prof. Dr. Sevda Şener… Türk tiyatrosunda ‘Hocaların Hocası’ olarak bilinen bir cumhuriyet kadını… Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü Başkanlığı yaptığı yıllarda öğrencisi olduğum ve onun rehberliğindeki tez çalışmasıyla eğitimimi tamamladığım Sevda Hocamız, seksen altı yaşında aramızdan ayrıldı. 1995 yılında tiyatro bölümünden emekli olan Sevda Hocamız, tiyatro kuramları, dramaturgi, eleştiri kuramları,[…]

Okumaya devam …

“Bir dost, bir köpek, bir yat”

Bir dost… Bu dostumu anlatmaya çalışırken ‘Kırk bin nüfuslu Antalya yıllarının tanınmış ailelerinden birinin oğlu,’ diyerek, ayrıntılarla zaman yitirmeden konumuza girelim… Bir köpek… Bu dostumun köpeklerinden biri Birleşik Krallık kökenli; iki karış uzunluğunda, bir karış yüksekliğinde, akıllı mı akıllı, sevimli mi sevimli, yeri geldiğinde kendinden büyüklere meydan okuyan, kimi zaman[…]

Okumaya devam …

“Kıl Çadırların Düşü”

Büyüdüğüm şehirdir Antalya… En neşeli günlerim Antalya’nın sokaklarında geçmiş, Konyaaltı plajlarında dillere destan maceralar yaşanmış, unutulmaz aşkların anıları şehrin farklı köşelerinden günümüzün Antalya’sına el sallamakta… İlk okulumun binası çoktan yıkılmış, lise çağlarındaki sevgilimin okulu otoparka dönüşmüş, mezbahanın çaprazında futbol oynadığımız boşluğa kocaman bir otel sığdırılmış, babamın yıllarca yattığı hastanenin bulunduğu[…]

Okumaya devam …

“Dionysos”

Bir Antik Yunan tanrısıdır Dionysos… Efsanelerde anlatıldığı kadarıyla, tanrıların tanrısı Zeus, güzelliği dillere destan ölümlü Semele’ye âşık olmuştur. Bir dizi olaylar zinciri hamile sevgilisinin ölümüyle sonuçlanır. Olimpos’un tanrısı da Semele’nin karnındaki çocuğunu baldırına dikerek hayatta kalmasını sağlar. Yarı tanrı, yarı insan olarak dünyaya gelen Dionysos, bolluk ve bereket tanrısı olarak[…]

Okumaya devam …

“Bir TRT Belgeseli”

Gün geceyi… Haftalar ayları… Aylar ayları derken… Her gün birbirine benzese de birbirinden farklı üç yüz atmış beş günü, iyisiyle kötüsüyle ya da güzellikleriyle çirkinlikleriyle geride bıraktık. Yıl içinde yaptıklarımı yeterince anımsayamasam da Aralık ayının çoğunu TRT için hazırlanan bir belgeselin araştırmalarıyla ve çekimleriyle geçirdim. İç yapımlar olarak hazırlanan belgeselin[…]

Okumaya devam …

Kırmızının Büyüsü

Nar Beach’de biramı yudumluyordum… Ne zaman sona ereceğini bilemediğim gösteri, orta yaşlı bir kadının dudaklarındaki abartılı kırmızılığı fark edişimle başladı. O kadar insanın arasında onunki kadar kırmızıya boyanmış dudak yoktu. Bir sevimli çocuğu öptüğünde, çocuğun ömür boyunca unutamayacağı kadar çok kırmızılıktı! Her içtiği sigarada dudaklarının kalınlığı kadar iz bırakacak yoğunluktaydı![…]

Okumaya devam …

Bana hiç kimse kötü adam karakterini oynatamaz!

Mehmet Çevik Röportajı “Bana hiç kimse kötü adam karakterini oynatamaz!” Bu ay dizi filmlerde başarılarıyla canlandırdığı karakterlerden tanıdığımız Mehmet Çevik’le sohbet ettik. Son iki yıldır kendisini Hanımın Çiftliği dizisinin Cemşir Ağa’sı olarak izliyorsunuz. Bu diziden önce Halil ile Menekşe’deki Hasan olarak ekranlarınıza gelmişti. Bir adım daha geriye gittiğimizde Sağır Oda’da[…]

Okumaya devam …

Bahar

Bahar gelmişti artık… Bir kafeteryanın deri koltuğunda kahvemi yudumlarken, her gördüğü yere sızan güneşin varlığı iyiden iyiye kendisini hissettirmekteydi. Karşımdaki deri koltuk ile aramızdaki sehpaya yerleşen güneşin ışıltısından huzursuz olan gölgeler sehpanın altına gizlenmek zorunda kalmıştı. O ışıltılara karışmış rüzgarın akışkan gölgesi ise seramik zeminde biçimden biçime girmekteydi. Milyarlarca yıllık[…]

Okumaya devam …

bir saniye

Bir saniye… Hep öyle olur ya… “Bir saniye!” dersiniz, sonra da karşınızdakinin dakikalarını alıp götürürsünüz; oysa bir saniyelik zaman dilimi ilk anda tükenmiştir… İlk satırdaki başlığı okumanızın maliyeti yaklaşık olarak bir saniye civarındadır. O satırı yazıyla yazmaya çalıştığında çok daha fazla saniyeye gereksinim duyulur. Bir de kendinizi benim yerime koyarak,[…]

Okumaya devam …

bir aşkın son öyküsü…

Yaz sezonu boyunca sürdürdüğüm ‘Everest 2010 Ekspedisyonu’ yazı dizisini bir aşkın son öyküsüyle noktalıyorum… İki motorlu küçücük bir uçağın içindeydim. Bagaj kapasitesi yeterli olmadığından sırt çantalarımızı koridora yığmıştık. Uçağın yoğun gürültüsünden etkilenmemek için kulaklarımıza pamuk tıkamış, her an bir aksilik yaşanacakmış düşüncesinden uzaklaşmaya çalışarak Himalayaların yüksek dağlarına bakmaktaydık. Katmandu’daki Tribhuvan[…]

Okumaya devam …

everest’in zirvesinde

8.850 metre… Bir zamanlar insanoğlunun bu kadar yüksekliğe çıkabileceğine kimseler inanmazdı. Elli milyon yıllık Everest Dağı’nın zirvesine 1953 yılında Edmund Hillary ile Şerpa Tenzing Norgay’ın oksijen destekli çıkışıyla efsane sona erdi. Bir başka efsane ise insanoğlunun oksijen desteği olmadan o kadar yükseklikte yaşayamayacağıyla ilgiliydi. Bu kez 1978 yılında kendi nefesiyle[…]

Okumaya devam …

everest yollarında trekking

Üç kadın ve on bir erkek… 2.840 metreden 5.364 metredeki Everest Ana Kampı’na tırmanarak dünyanın en zorlu yüksek irtifa yürüyüşlerinden birini gerçekleştireceğiz. Aynı zamanda Nasuh Mahruki ve Yılmaz Sevgül’ü 8.850 metredeki Everest’in zirvesine uğurlayacağız. Bunun için sekiz gün boyunca teknik dağcılık malzemeleri kullanmadan tırmanmamız ve aynı yolu üç gün içinde[…]

Okumaya devam …

katmandu’da bir gün, bir gece

Sabaha karşı Tribhuvan Havaalanı’daydık… Uyku sersemi karşılaştığımız aksilikler Nepal hakkında fazlasıyla ipucu vermekteydi. Bir takım formları doldurmamız söyleyen görevlilerden yardımcı olmalarını rica ettik. Bu taleplerimize karşılık bulamayınca da Türk işi mantığımızı kullanarak sorunumuzu çözüverdik. Böyle durumlara alışkın olmayan Avrupalılar ise birilerini birilerine şikayet etmekle uğraşıyordu. Onlardan önce havaalanından ayrıldık. Çok[…]

Okumaya devam …

namaste

Female Dergisi… İki bin on yılının temmuz sayısı… Derginizin sayfalarını teker teker aralayarak şimdiki satırlara ulaştınız. Bu satırlarla başlayan dostluğumuzun uzun soluklu olmasını dileyerek yazımızı sürdürelim… İlk platonik aşkı, ilk gerçek aşkı ve aşkların en büyüğünü Antalya’da yaşamış biri olarak, yeri ve zamanı geldiğinde, aşklarımdan kesitleri satırlarımın arasında okuyacak, belki[…]

Okumaya devam …