“Film yapmak kolay değil”

Üç beş sinema filminin setinde bulunmuştum ama ilk kez senaryosunu yazdığım bir filminin setindeyim. Bir de yapım ortaklarındanım. Bu yüzden “Mendilim Kekik Kokuyor” filminin oyuncularına hayranlığımı dile getirmekten öteye taşınan sorumluluklarım da var. Uzun metraj sinema senaryom, 2015 yılında, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi tarafından düzenlenen yarışmada birinci seçilmişti. 2018 yılında[…]

Okumaya devam …

“Mendilim Kekik Kokuyor”

100. sayının satırları arasında olmamak olmaz! Son üç yıldır aralıksız yazmaya çalıştığım yazılarımı, yapımcılarından birisi olduğum ve senaryosunu yazdığım “Mendilim Kekik Kokuyor” adındaki uzun metraj sinema filminin çekimlerinden dolayı biraz aksatmak zorunda kaldım. Hiç olmazsa mazeretimi yazıya dönüştüreyim. 80’li yıllarda AÜ DTCF Tiyatro Bölümü’nde öğrenciyken, sınıf arkadaşlarımdan Mustafa Sekmen’le birlikte[…]

Okumaya devam …

Antalya’da Sinema Filmi Çekmek

Bu köşedeki yazılarımın takipçileri, 2015 yılında, Çanakkale Savaşları’nın 100. Yılı dolayısıyla düzenlenen senaryo yarışmasında birincilikle ödüllendirilen “Mendilim Kekik Kokuyor” isimli sinema filmi senaryomu anımsar belki… Bir dönem filmi olarak kaleme aldığım senaryoyu birkaç satıra sığdırmak kolay değil ama “Bir yanda gencecik iki amcaoğlu ve aşık oldukları kasabanın en güzel kızı[…]

Okumaya devam …

Bir Töre Cinayeti ‘Dördüncü Ay’

En medyatik haliyle; ailesinin alışılagelmiş sınırlarının dışına çıkan kadının yaşamını ‘namus meselesi’ haline dönüştürmek ve aile büyüklerinin kararıyla canına alıcı olmak… Bu gibi haberlerle gazetelerin üçüncü sayfalarında karşılaştığımızda, genellikle şöyle bir fotoğrafa göz atıyor, biraz daha meraklısı haberi yalandan okuyor, çok daha duyarlı olanları da ‘Yazık olmuş kadına…’ diyerek sonraki[…]

Okumaya devam …

Bir Namus Cinayeti Hikayesi ‘Dördüncü Ay’

En medyatik haliyle; ailesinin alışılagelmiş sınırlarının dışına çıkan kadının yaşamını ‘namus meselesi’ haline dönüştürmek ve aile büyüklerinin kararıyla canına alıcı olmak… Bu gibi haberlerle gazetelerin üçüncü sayfalarında karşılaştığımızda, genellikle şöyle bir fotoğrafa göz atıyor, biraz daha meraklısı haberi yalandan okuyor, çok daha duyarlı olanları da ‘Yazık olmuş kadına…’ diyerek sonraki[…]

Okumaya devam …

Erkekler arasında ‘Windsor’un Şen Kadınları’

400 yıl öncesinin İngiltere’sine şöyle bir uzanalım… O dönemde yerleşik tiyatro mekanları olmadığından, gezici gruplar halinde taşrayı dolaşan tiyatrocular, seyirci toplayabildikleri yerlerde gösterilerini sergilemekteydi. Londra’daki yerleşik gösteri mekanlarında ise danslı ve müzikli eğlenceler, din içerikli törenler, savaş silahlarıyla yapılan atraksiyonlar ya da eğitilmiş hayvanların gösterileri tercih ediliyordu. Bu arada horoz[…]

Okumaya devam …

“9. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali”

Bir sanat şehri olması hayaliyle yaşadığımız Antalya… Bu topraklar tiyatroya ilham veren tanrılardan miras olduğu için nereye giderseniz gidin, antik dönemlerden kalma bir tiyatro binası yolunuza çıkar. Taş basamaklarına oturup, sahneye doğru baktığınızda, 2500 yıl öncesinin tiyatro şenlikleri gözlerinizin önünde belirmeye başlar. Bu yıl Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından 9’uncusu[…]

Okumaya devam …

“9. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali”

Bir sanat şehri olması hayaliyle yaşadığımız Antalya… Bu topraklar tiyatroya ilham veren tanrılardan miras olduğu için nereye giderseniz gidin, antik dönemlerden kalma bir tiyatro binası yolunuza çıkar. Taş basamaklarına oturup, sahneye doğru baktığınızda, 2500 yıl öncesinin tiyatro şenlikleri gözlerinizin önünde belirmeye başlar. Bu yıl Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından 9’uncusu[…]

Okumaya devam …

Ve Yeniden Tiyatro

Biz zamanlar Anadolu topraklarında tiyatro kutsal, tiyatro sahneleri mabetlerden farksızmış, tiyatroya sevdalı oyuncular sahneleri doldurur ve onlara hayran seyirciler yaşamın anlamını izledikleri oyunlarda bulurmuş, derken gökten üç elma düşmüş, birinin adına sinema diyelim, biri televizyon olsun, üçüncü elmanın adına da sizler karar verin… Bir zamanlar tiyatro eğitimi almadan oyunculuk yeteneğini[…]

Okumaya devam …

Ve Yeniden Tiyatro…

Biz zamanlar Anadolu topraklarında tiyatro kutsal, tiyatro sahneleri mabetlerden farksızmış, tiyatroya sevdalı oyuncular sahneleri doldurur ve onlara hayran seyirciler yaşamın anlamını izledikleri oyunlarda bulurmuş, derken gökten üç elma düşmüş, birinin adına sinema diyelim, biri televizyon olsun, üçüncü elmanın adına da sizler karar verin… Bir zamanlar tiyatro eğitimi almadan oyunculuk yeteneğini[…]

Okumaya devam …

“Sınır Taşı’ndan Nurhan Karadağ’a”

Sınır Taşı oyununu bilir misiniz? Tüm sınırların kalktığı dünya düzenini düşleyen insanlar için yöreselden evrensele uzanan seyirlik oyunlardan biridir Sınır Taşı… On binlerce yıllık insanlık tarihinden süzülerek günümüze uzanan oyun çıkarma rütielleri, Anadolu topraklarında yaşama tutunmanın ve Anadolu insanının kendini dile getirmesinin yolu olmuştur. Köy yaşamında arazi sınırlarından kaynaklanan anlaşmazlıklar[…]

Okumaya devam …

Misafir

Her yıl olduğu gibi Antalya’da düzenlenen sanat etkinliklerinin başında 54. yılını geride bırakan Antalya Film Festivali geliyor. Bu yıl beklenmedik bir kararla ulusal filmler birbiriyle yarışmak yerine, uluslararası filmlerle yarışmak zorunda bırakıldı; kimi sinemacı kararı yerinde bulurken, çoğunluğun bakış açısı olumsuz oldu. Ön elemeyi geçerek uluslararası kategoride yarışmayı başaran Andaç[…]

Okumaya devam …

Sınır Taşı’ndan Nurhan Karadağ’a

Sınır Taşı oyununu bilir misiniz? Tüm sınırların kalktığı dünya düzenini düşleyen insanlar için yöreselden evrensele uzanan seyirlik oyunlardan biridir Sınır Taşı… On binlerce yıllık insanlık tarihinden süzülerek günümüze uzanan oyun çıkarma rütielleri, Anadolu topraklarında yaşama tutunmanın ve Anadolu insanının kendini dile getirmesinin yolu olmuştur. Köy yaşamında arazi sınırlarından kaynaklanan anlaşmazlıklar[…]

Okumaya devam …

mutluluğun sırrı

Diz boyu mutsuzluk… Psikolojik destekler, antidepresanlar, kocakarı ilaçları, alternatif tedavi yöntemleri, grup terapileri, Uzakdoğu felsefeleri, yaşam koçları, diyet uzmanları, fitness programları, astroloji, metafizik arayışlar, vs… Bir türlü ulaşılamayan mutluluğun anahtarı Alice Herz Sommer’ın yaşamında olabilir mi? Bir piyanist olarak yetiştirilen Alice Herz Sommer, 1903 yılında Prag’da doğar. Franz Kafka, Freud,[…]

Okumaya devam …

Yılın Kadını

Bu satırlar Hatice Bozkurt üstüne… İş yaşamının zorlu basamaklarını engellere takılmadan tırmanmayı beceren Hatice Bozkurt’un başarılarına ailesinden birisi olarak tanığım. Zor olanı başaran kadınlarımız giderek çoğalıyor ama yazımızdaki başarı hikayesi bunun da ötesinde… Türk Turizminin çaresizlik içinde kıvrandığı 2016 yılında, Kadınlar Çiçek Açıyor Platformu’nun mimarı olan Hatice Bozkurt, değişik ülkelerin[…]

Okumaya devam …

çadır keyfi

Zor bela tahammül ettiğimiz şehir yaşamı… Ne zaman açıldığını anımsayamadığımız televizyondan yayılan akıl sağlığımızı bozmaya yönelik görüntüler, hava kirliliği bir yanda, diğer tarafta bitmek tükenmek bilmeyen araçların gürültüsü; iş yaşamının depresyona sürükleyen ortamından, çok katlı betonarme binaların sıkışmışlığına uzanan post modern dünyada yolculuk… Bir an önce yaz tatili gelse de[…]

Okumaya devam …

Likya Limanları

Tunç Çağında başlayan Teke Yarımadası’ndaki deniz ticareti, engebeli ve geçilmesi zor kayalıkların arasındaki limanların sayesinde hareketliliğini yüzyıllar boyunca korumuştur. Bu yazıda Antalya’nın yakından tanıdığı işadamlarıyla (Can Hakan Karaca, Ali Eroğlu, Ömer Arıcan, Ahmet Erdal, İbrahim Öz ve ‘Misty Blue’ yelkenlisinin sahibi Mehmet Hamamcıoğlu) Teke Yarımadası’nın Antalya tarafındaki Likya limanlarının izini[…]

Okumaya devam …

Likya yolları

Fethiye’den Antalya’ya uzanan binlerce yıllık bereket… Biz demokrasi üstüne tartışmalar yaparken, Antik Yunan demokrasisini medeniyetin merkezine oturtup, Amerikan demokrasisini yerlere göklere sığdıramazken; gerçek demokrasinin yaşadığımız topraklarda doğduğunun kaç kişi farkında? Teke Yarımadasının bizden önceki egemenleri olarak bilinen Likyalıların topraklarında başkanlık seçimi yılda bir kez tekrarlanırdı. Oy hakkı şehirlerin nüfusuyla doğru[…]

Okumaya devam …

Antalya’da Kadınlar Çiçek Açıyor

Bir kadın dergisinin okuru olarak, Antalya’nın kadınları tarafından oluşturulan ‘Kadınlar Çiçek Açıyor’ adındaki sivil toplum kuruluşunun, Antalya turizmine neler kattığından haberiniz var mı? Bir yıl önce Rusya’yla ilişkilerimizin koptuğu dönemde, Türk ve Rus kadınlarının el ele yaptığı dostluk gösterisi, ülkeler arasındaki bağların yeniden güçlenmesine vesile olmuştu. Bu yıl daha da[…]

Okumaya devam …

Geç Kalanlar Üstüne Sohbet

Geç kalanlardan birisi gibiyim ama olsun… Nesrin Üstkanat’ın 2009-10 sezonunda yönettiği ‘Geç Kalanlar’ oyununu Ankara Devlet Tiyatrosundaki dünya prömiyeri sırasında yazmaya niyetlenmiştim. Bir biçimde geciktim derken 2014-15 sezonunda Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosunda Nofel Valiyev’in rejisiyle yeniden karşıma çıktı. Son olarak da 2016-17 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında, yönetmen Nihat[…]

Okumaya devam …

Geç Kalanlar Üzerine Sohbet

Geç kalanlardan birisi gibiyim ama olsun… Nesrin Üstkanat’ın 2009-10 sezonunda yönettiği ‘Geç Kalanlar’ oyununu Ankara Devlet Tiyatrosundaki dünya prömiyeri sırasında yazmaya niyetlenmiştim. Bir biçimde geciktim derken 2014-15 sezonunda Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosunda Nofel Valiyev’in rejisiyle yeniden karşıma çıktı. Son olarak da 2016-17 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında, yönetmen Nihat[…]

Okumaya devam …

İbiş’in Rüyası ve geleneksel tiyatroya veda

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ruhunu belirleyenlerin sanata bakış açısı, Anadolu insanının kültürel yaşamı derinden etkilemiştir. Tüm sanatları kucaklayan cumhuriyetin kurucu kadroları, gelişmiş uygarlıkların seviyesine ulaşmanın yolunun sanatçılardan geçtiğinin farkındadır. Devletin desteğiyle kurulan konservatuvar, Halkevleri ya da üniversiteler, batılı anlamda tiyatronun geniş kitlelere ulaşmasına olanak yaratır. Türk ve Müslüman kadınların sahneye çıkışlarını[…]

Okumaya devam …

İbiş’in Rüyası ve geleneksel tiyatroya veda

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ruhunu belirleyenlerin sanata bakış açısı, Anadolu insanının kültürel yaşamı derinden etkilemiştir. Tüm sanatları kucaklayan cumhuriyetin kurucu kadroları, gelişmiş uygarlıkların seviyesine ulaşmanın yolunun sanatçılardan geçtiğinin farkındadır. Devletin desteğiyle kurulan konservatuvar, Halkevleri ya da üniversiteler, batılı anlamda tiyatronun geniş kitlelere ulaşmasına olanak yaratır. Türk ve Müslüman kadınların sahneye çıkışlarını[…]

Okumaya devam …

Antalya’nın tiyatro sevdalılarından; Abdullah Sürekli

Türk tiyatrosunun Antalya ayağında, 30 küsur yılını tiyatroyla harmanlayan Abdullah Sürekli, Antalya Belediye Tiyatrosu’nun oluşumundaki temel direklerden birisidir. Tek kanallı TRT’in iktidarını sürdürdüğü 80’li yılların başlarında, birbirine yakın zamanlarda tiyatroya başlamış ve amatörlüğün coşkusuyla keyifli işler yapmıştık. O yıllarda Devlet Tiyatroları, kısıtlı sayıda oyunla Antalya’ya turne yapardı. Her tiyatro oyununu,[…]

Okumaya devam …

Karadeniz’in Kıyıcığında Yola Devam

“Nayinoma nayino nayinoma kurbani Çatma kaşlaruni da al vereyim bu cani” Bir önceki yazımda Antalya’dan Rize’ye uzanan deniz yolculuğumuzdan söz etmiştim. Dar alanda kısa paslaşmalarımız, Sprint ekibinin uyumu sayesinde fazlasıyla keyifliydi. İlk büyük patlama üstünden milyarlarca yıl geçtiği halde, Nasuh Mahruki’nin kahvaltı sohbetlerindeki ikna edici anlatımlarından dolayı ‘bing bang’ denilen[…]

Okumaya devam …

Antalya’nın tiyatro sevdalılarından; Abdullah Sürekli

Türk tiyatrosunun Antalya ayağında, 30 küsur yılını tiyatroyla harmanlayan Abdullah Sürekli, Antalya Belediye Tiyatrosu’nun oluşumundaki temel direklerden birisidir. Tek kanallı TRT’in iktidarını sürdürdüğü 80’li yılların başlarında, birbirine yakın zamanlarda tiyatroya başlamış ve amatörlüğün coşkusuyla keyifli işler yapmıştık. O yıllarda Devlet Tiyatroları, kısıtlı sayıda oyunla Antalya’ya turne yapardı. Her tiyatro oyununu,[…]

Okumaya devam …

Karadeniz’in Kıyıcığında

Yaz günlerinin başlangıcıydı… Rıfat Ilgaz’ın ‘Karadeniz’in Kıyıcığında’ adlı romanını dizi filme dönüştürmek üzere İstanbul’da canhıraş çalışıyordum. Bir önceki yazımda dostluğumuzun boyutunu aktarmaya çalıştığım Can Hakan Karaca, Spring adındaki katamaranıyla çıkacakları Karadeniz yolculuğuna dahil olmamı istedi. Belki de Türkiye’de ilk kez Antalya’dan Rize’ye yelkenliyle gidilip gelinecekti. TRT’ye çekilen 13 bölümlük ‘Karadeniz’den’[…]

Okumaya devam …

Çeyrek Yüzyıl

Bu ayın yazısı, Antalya’nın başarılı iş adamlarından Can Hakan Karaca ve iş yaşamındaki 25. yılını geride bırakan Cantek Group üstüne olacak. Ülke ekonomisine sağladığı katma değeri, istihdam kapasitesini, üretim ya da ihracat verilerini ekonomi yazarlarına bırakarak, rakamların uzağında yazımızı akıtacağız. Yıl 1990’ı gösterirken, Sivas’taki asker ocağında Can Hakan Karaca’yla kesişen[…]

Okumaya devam …

Bahar çiçekleri

Hoş kahve kokusu… Bir garsonun, Falezlerin üstündeki denize sıfır mekanların birinde, servis tepsisindeki kahveyle yanımızdan geçtiğini düşünelim. Ben Atatürk Parkı’nı tercih ederim ama sizin seçiminiz Lara taraflarında mekanlar olabilir. Şeker oranını önceden belirttiğiniz Türk kahvesi siparişinize itirazım olmaz ama benim tercihim süt ve şeker ilavesi olmayan filtre kahve… Az önce[…]

Okumaya devam …

“Ham Taş”

Bir doğal anıt niteliğindeki Antalya’nın Falezleri… Çok nadir olarak doğada bulunan falezlerin oluşumu milyonlarca yıla yayılıyor. Ben de yüzbinlerce yıllık geçmişe uzanan insan soyundan birisi olarak, deniz seviyesinden 35 metre yukarıya uzanan falezlerden, Akdeniz’in köpürttüğü dalgalara bakmaktayım. Kışa hazırlanan sonbaharın tadını çıkarıyorum. Yaz aylarının coşkusu ile sonbaharın hüzünlü duygusallığı arasında[…]

Okumaya devam …

“Bir Zamanlar Kemer Yolu”

Yetmişli yılların Antalya’sı… O döneme altmışlı yıllarından yadigar otobüslerin biriyle Kemer taraflarındaki düğüne gitmek üzere ailece yola çıkmıştık. Bir uzun yol hikayesi Antalya ile Kemer arasında bizleri bekliyormuş da haberimiz yokmuş… Çok geçmeden Batı Toros Dağları’nın denize uzanan eteklerinde saatler süren yolculuğumuz, gerilim filmlerine dönüştü. Sert kayaların oyulmasıyla açılmış taş[…]

Okumaya devam …

“Çimmek”

Her zamankinden sıcak bir yaz mı yaşanıyor? Yaz aylarının sonuna doğru, nem bir yandan, sıcak diğer yandan, kimi klimaların dibinde zaman öldürmekte, kimileri ise klimasız ortamlarda yanıp tutuşmakta… Şehir merkezinin 3 kilometre batısındaki Konyaaltı Plajı, falezlerin bitiminden, Beydağları’nın gölgelerine doğru uzanır. Çakıl taşlarının arasında deniz keyfi yapmaya niyetlenenler için harika[…]

Okumaya devam …

“Kapı Numarası”

Bazen… Hiç beklemediğiniz nesneler yaşamınızdaki ölümsüzlerin arasında yerini alır. Ona her bakışınızda geçmişin anıları gözünüzün önünde canlanıverir; unutulduğu düşünülen insanlar ya da mekanlar yeniden anımsanır, bir zaman dilimi tekrar yaşam bulur belleklerde; bir taş parçası, bir kahve fincanı, bir kartpostal, kurutulmuş bir papatya, bir nazar boncuğu, bir deniz kabuğu, bir[…]

Okumaya devam …

“Genç Deyip Geçenler”

Sanatla Yeniden Hayata… Sanatın dokunduğu yerlerdeki izlerin yakından tanığıyım; hatta kendi yaşamımı da örneklerin arasına gönül rahatlığıyla ekleyebilirim. Sanatın büyülü dünyası, yok olmak ile var olmak arasında güzel bir eşiktir; kayıplar dünyasında kendini bulmak için mükemmel bir kılavuzdur; seni sana anlatır, seni sen yapar sanat… Bir parçası olduğum ‘Sanatla Yeniden[…]

Okumaya devam …

“Deniz Cadıları”

Bir deniz cadısı… İyi bir dosttur deniz cadısı; insanlarla barışık, doğayla barışık, kendinle barışık… Kuzey Atlantik kıyılarından, okuduğunuz sayfalara uzanan efsanede, denize ve rüzgara hükmettiğine inanılan büyücü kadınlar, dev dalgaların arasına sıkışan yelkenlilere yardımcı olur, denizcileri dualarıyla fırtınalardan koruyabilecek düğümler yaparlarmış… Dalgalarla ve rüzgarla barışık deniz cadılarından birisi olan Aydan[…]

Okumaya devam …

“Bir Daha Çal Sam”

Bir tiyatro okulundan mezun olmanı özgüveniyle, ödüllü oyunlardan amatör çalışmalara kadar, tiyatro sahnelerinde izlediklerimi beğenmesi kolay olmuyor. “Hoş bir oyundu ama…” diye başlayan cümlenin devamına, pek azı övgü, çoğunluğu yergilerle dolu yorumlar ister istemez dökülüyor dudaklarımdan. O işi eleştirmenlere bırakmak yerine, uzman görüşü bildirircesine, arkası arkasına eleştirilerimi sıralıyorum. Bir ay[…]

Okumaya devam …

“Kış Gündünümü”

Bu satırlar, güneş ışıklarının Oğlak Dönencesi’ne dik geldiği, kuzey yarımkürede günlerin uzamaya ya da güney yarımkürede kısalmaya başladığı kış gündönümüne denk geldi; 2014 ‘ha bitti, ha bitecek’, 2015 ‘ha geldi ha gelecek’ kıvamındaki günlerden birine… Son yıllarını İstanbul’da geçiren birisi olarak, Antalya’ya dönüşlerim alışılmışın dışında çalkalanmalara neden oluyor. Bir süre[…]

Okumaya devam …

“Bir dost, bir köpek, bir yat”

Bir dost… Bu dostumu anlatmaya çalışırken ‘Kırk bin nüfuslu Antalya yıllarının tanınmış ailelerinden birinin oğlu,’ diyerek, ayrıntılarla zaman yitirmeden konumuza girelim… Bir köpek… Bu dostumun köpeklerinden biri Birleşik Krallık kökenli; iki karış uzunluğunda, bir karış yüksekliğinde, akıllı mı akıllı, sevimli mi sevimli, yeri geldiğinde kendinden büyüklere meydan okuyan, kimi zaman[…]

Okumaya devam …

“Kıl Çadırların Düşü”

Büyüdüğüm şehirdir Antalya… En neşeli günlerim Antalya’nın sokaklarında geçmiş, Konyaaltı plajlarında dillere destan maceralar yaşanmış, unutulmaz aşkların anıları şehrin farklı köşelerinden günümüzün Antalya’sına el sallamakta… İlk okulumun binası çoktan yıkılmış, lise çağlarındaki sevgilimin okulu otoparka dönüşmüş, mezbahanın çaprazında futbol oynadığımız boşluğa kocaman bir otel sığdırılmış, babamın yıllarca yattığı hastanenin bulunduğu[…]

Okumaya devam …

“Dionysos”

Bir Antik Yunan tanrısıdır Dionysos… Efsanelerde anlatıldığı kadarıyla, tanrıların tanrısı Zeus, güzelliği dillere destan ölümlü Semele’ye âşık olmuştur. Bir dizi olaylar zinciri hamile sevgilisinin ölümüyle sonuçlanır. Olimpos’un tanrısı da Semele’nin karnındaki çocuğunu baldırına dikerek hayatta kalmasını sağlar. Yarı tanrı, yarı insan olarak dünyaya gelen Dionysos, bolluk ve bereket tanrısı olarak[…]

Okumaya devam …

Kırmızının Büyüsü

Nar Beach’de biramı yudumluyordum… Ne zaman sona ereceğini bilemediğim gösteri, orta yaşlı bir kadının dudaklarındaki abartılı kırmızılığı fark edişimle başladı. O kadar insanın arasında onunki kadar kırmızıya boyanmış dudak yoktu. Bir sevimli çocuğu öptüğünde, çocuğun ömür boyunca unutamayacağı kadar çok kırmızılıktı! Her içtiği sigarada dudaklarının kalınlığı kadar iz bırakacak yoğunluktaydı![…]

Okumaya devam …

bir saniye

Bir saniye… Hep öyle olur ya… “Bir saniye!” dersiniz, sonra da karşınızdakinin dakikalarını alıp götürürsünüz; oysa bir saniyelik zaman dilimi ilk anda tükenmiştir… İlk satırdaki başlığı okumanızın maliyeti yaklaşık olarak bir saniye civarındadır. O satırı yazıyla yazmaya çalıştığında çok daha fazla saniyeye gereksinim duyulur. Bir de kendinizi benim yerime koyarak,[…]

Okumaya devam …

bir aşkın son öyküsü…

Yaz sezonu boyunca sürdürdüğüm ‘Everest 2010 Ekspedisyonu’ yazı dizisini bir aşkın son öyküsüyle noktalıyorum… İki motorlu küçücük bir uçağın içindeydim. Bagaj kapasitesi yeterli olmadığından sırt çantalarımızı koridora yığmıştık. Uçağın yoğun gürültüsünden etkilenmemek için kulaklarımıza pamuk tıkamış, her an bir aksilik yaşanacakmış düşüncesinden uzaklaşmaya çalışarak Himalayaların yüksek dağlarına bakmaktaydık. Katmandu’daki Tribhuvan[…]

Okumaya devam …

everest’in zirvesinde

8.850 metre… Bir zamanlar insanoğlunun bu kadar yüksekliğe çıkabileceğine kimseler inanmazdı. Elli milyon yıllık Everest Dağı’nın zirvesine 1953 yılında Edmund Hillary ile Şerpa Tenzing Norgay’ın oksijen destekli çıkışıyla efsane sona erdi. Bir başka efsane ise insanoğlunun oksijen desteği olmadan o kadar yükseklikte yaşayamayacağıyla ilgiliydi. Bu kez 1978 yılında kendi nefesiyle[…]

Okumaya devam …

everest yollarında trekking

Üç kadın ve on bir erkek… 2.840 metreden 5.364 metredeki Everest Ana Kampı’na tırmanarak dünyanın en zorlu yüksek irtifa yürüyüşlerinden birini gerçekleştireceğiz. Aynı zamanda Nasuh Mahruki ve Yılmaz Sevgül’ü 8.850 metredeki Everest’in zirvesine uğurlayacağız. Bunun için sekiz gün boyunca teknik dağcılık malzemeleri kullanmadan tırmanmamız ve aynı yolu üç gün içinde[…]

Okumaya devam …