Bir Namus Cinayeti Hikayesi ‘Dördüncü Ay’

En medyatik haliyle; ailesinin alışılagelmiş sınırlarının dışına çıkan kadının yaşamını ‘namus meselesi’ haline dönüştürmek ve aile büyüklerinin kararıyla canına alıcı olmak… Bu gibi haberlerle gazetelerin üçüncü sayfalarında karşılaştığımızda, genellikle şöyle bir fotoğrafa göz atıyor, biraz daha meraklısı haberi yalandan okuyor, çok daha duyarlı olanları da ‘Yazık olmuş kadına…’ diyerek sonraki[…]

Okumaya devam …

Akdeniz’deki komşu; Yunanistan…

Üç bin deniz miline uzanan katamaran yolculuğumuzun son durağı Yunan adaları… İyonya denizindeki karşılama töreni ‘Albakor’ cinsi orkinosun oltamıza takılmasıyla başladı. Daha önce yakaladığımız lambukalar ve ara sıra oltamıza takılan poşetlerden edindiğimiz deneyimle hayalini kurduğumuz balığı yakalamaya hazırdık: Kimi zaman misinayı gevşeten, kimi zaman boşluğunu alan Mehmet Hamamcıoğlu balığı yormaya[…]

Okumaya devam …

Akdeniz’in Büyük Adaları İtalya Kıyılarında…

Temmuz ayında Atlantik’te başlayan deniz macerası, Ağustos ayının başlarında Akdeniz’de devam ediyor… Sert dalgalara Lagoon 40 serisi katamaranla karşı koyarak Balear Adaları’nın açıklarında ilerliyoruz. İki gündür tepemizdeki Akdeniz güneşiyle ve karşımızdan esen rüzgarlarla boğuşmaktan oldukça hırpalandık. Akdeniz’in en büyük ikinci adası Sardunya’ya yaklaşırken deniz sakinleşti. Bu durumu fırsata dönüştürerek 1700[…]

Okumaya devam …

“İspanya’nın Akdeniz’deki yüzü”

Atlantik’ten Akdeniz’e uzanan yazılara eylülde başlamıştık. Kış ayları da Akdeniz’in sıcak günlerini anımsayarak geçecek gibi… Anımsamak… Bir tarafından anımsadıklarımızla çoğalırken, diğer yandan anımsadıklarımızın arasında kaybolup gidiyor yaşamlar… İç içe geçmiş anıların arasında kısa bir yolculuk aslında; kimi zaman bir aşk eşlik ediyor yaşam yolculuğumuza, kimi zaman bir dost, bazen öylesine[…]

Okumaya devam …

Cebelitarık Boğazı’ndan geçmek

Gün Van Gogh sarısı yükseliyordu Lizbon üstüne… Portekiz’in ‘İlk fırsatta yeniden gel,’ diyen güzelliklerini arkamızda bırakarak Atlantik Okyanusu’nun derin sularını geri dönmüştük. Bir kez daha gökyüzü ile dalgaların arasındaki bilinmezliğe kendimizi bırakmıştık. Ruh halimizdeki değişimi Atlantik’teki yolculuğumuzun sonuna yaklaşmanın mutluluğu olarak mı değerlendirmeli? Yoksa okyanus deneyimiyle vedalaşmanın hüznü mü? Ya[…]

Okumaya devam …

Atlantik’in Kışkırtıcı Yüzü; Portekiz

Bu yazımızda da Nerissa adındaki katamaranla yaptığımız yolculuk Atlantik kıyılarında devam ediyor…Ağustos ayının yirmi dördüncü günü…İsi sisli sisi puslu bir Portekiz gününde, okyanus dalgalarında yunuslarla oynaşmamız geride kaldı. Aşkın şaraba dönüştüğü Porto’ya doğru Douro Nehri’nde ilerliyoruz. Douro Vadisi’nin güneşli bağlarında yetişen Porto bölgesinin üzümleri, beş yüzyıldır Douro nehrinin kıyılarına teraslanmış[…]

Okumaya devam …

Atlantik’te bir İspanyol şehri; A Coruna

Bir önceki yazımda Atlantik kıyılarındaki Les Sables d’Olonne’dan yolculuğumuza başlamak üzereydik. Nerissa adını verdiğimiz Lagoon 40 serisi katamaranla haftalar sürecek maceramızı anlatmaya devam edelim… Atlantik’e açılmanın coşkusunu şampanyalarla kutladıktan sonra Fransa’nın şirin yerleşim merkezinden palamarları çözdük. Çok geçmeden Les Sables d’Olonne’nun altın sarısı plajları ışıldamaz oldu. Güneş muhteşem görüntüleriyle ufuk[…]

Okumaya devam …

Okyanusta Yelken Açmak

Hiç yosun rengi okyanus dalgalarına ruhunuzu ve bedeninizi teslim edip, bir dalgadan diğerine taşıdınız mı? Bir kara parçasına ayağınızın günlerce değmediği, toprak kokusu yerine okyanusun isi sisli, sisi puslu havasını ciğerlerinize doldurduğunuz zamanlar oldu mu? Yaşlı dünyamızın yalnızca denizlerden ve gökyüzünden oluştuğu dönemlerinde kendinizi bulduğunuz duygusuna kapıldınız mı? Bir tarafınızda[…]

Okumaya devam …

Adı Yağmur

İlk kitabı Kırmızı Kedi’den yayınlanan Leylâ Çapan’ı Antalya’da yakalayınca, birbiriyle dans eden öykülerin içtenlikle yazıldığı ‘Adı Yağmur’ kitabı hakkında keyifli bir söyleşi yapmadan İstanbul’a göndermedik. – Daha önce çeşitli dergilerde okuduğum öykülerinin çoktan kitap halinde dönüşmesi gerekiyordu. Neden şimdiye kadar geciktirdin ki? LEYLA ÇAPAN- Yazmak beni her zaman çok heyecanlandıran[…]

Okumaya devam …

Ödüllü Roman; Yazarın Ölümü

Bu satırlarda gözleriniz dolanıyorsa, öyle ya da böyle okuma alışkanlığınız var demektir. Türk insanı günün altı saatini televizyon izlemeye ayırıyor, günde ortalama üç saatini internete bağlı olarak geçiriyor ve geriye kalan zamanın yalnızca bir dakikasını kitap okumaya ayırıyor. Siz de hızlı bir okumayla yazının sonuna ulaşırsanız, ülkemizin okuma ortalamasını yakalamış[…]

Okumaya devam …

Ve Yeniden Tiyatro

Biz zamanlar Anadolu topraklarında tiyatro kutsal, tiyatro sahneleri mabetlerden farksızmış, tiyatroya sevdalı oyuncular sahneleri doldurur ve onlara hayran seyirciler yaşamın anlamını izledikleri oyunlarda bulurmuş, derken gökten üç elma düşmüş, birinin adına sinema diyelim, biri televizyon olsun, üçüncü elmanın adına da sizler karar verin… Bir zamanlar tiyatro eğitimi almadan oyunculuk yeteneğini[…]

Okumaya devam …

“Bizim Aile’nin Yaşar Usta’sı…”

Zaman acımasız ve adaletsiz doğası gereği… Türk tiyatrosunun geleneksel tarafında simgeleşen Kel Hasan’ın kavuğunu, uzun yıllar İsmail Dümbüllü taşımıştır. Bu kavuk İsmail Dümbüllü’ye hayranlığıyla tiyatro yolculuğuna başlayan Münir Özkul’a, 1968 yılında oynadığı Kanlı Nigar oyunundaki başarısından dolayı, ‘Sen kitaplı tiyatrodan geliyor olsan da yerine göre Pişekar, yerine göre Kavuklu olmayı[…]

Okumaya devam …

“Sınır Taşı’ndan Nurhan Karadağ’a”

Sınır Taşı oyununu bilir misiniz? Tüm sınırların kalktığı dünya düzenini düşleyen insanlar için yöreselden evrensele uzanan seyirlik oyunlardan biridir Sınır Taşı… On binlerce yıllık insanlık tarihinden süzülerek günümüze uzanan oyun çıkarma rütielleri, Anadolu topraklarında yaşama tutunmanın ve Anadolu insanının kendini dile getirmesinin yolu olmuştur. Köy yaşamında arazi sınırlarından kaynaklanan anlaşmazlıklar[…]

Okumaya devam …

Misafir

Her yıl olduğu gibi Antalya’da düzenlenen sanat etkinliklerinin başında 54. yılını geride bırakan Antalya Film Festivali geliyor. Bu yıl beklenmedik bir kararla ulusal filmler birbiriyle yarışmak yerine, uluslararası filmlerle yarışmak zorunda bırakıldı; kimi sinemacı kararı yerinde bulurken, çoğunluğun bakış açısı olumsuz oldu. Ön elemeyi geçerek uluslararası kategoride yarışmayı başaran Andaç[…]

Okumaya devam …

mutluluğun sırrı

Diz boyu mutsuzluk… Psikolojik destekler, antidepresanlar, kocakarı ilaçları, alternatif tedavi yöntemleri, grup terapileri, Uzakdoğu felsefeleri, yaşam koçları, diyet uzmanları, fitness programları, astroloji, metafizik arayışlar, vs… Bir türlü ulaşılamayan mutluluğun anahtarı Alice Herz Sommer’ın yaşamında olabilir mi? Bir piyanist olarak yetiştirilen Alice Herz Sommer, 1903 yılında Prag’da doğar. Franz Kafka, Freud,[…]

Okumaya devam …

Yılın Kadını

Bu satırlar Hatice Bozkurt üstüne… İş yaşamının zorlu basamaklarını engellere takılmadan tırmanmayı beceren Hatice Bozkurt’un başarılarına ailesinden birisi olarak tanığım. Zor olanı başaran kadınlarımız giderek çoğalıyor ama yazımızdaki başarı hikayesi bunun da ötesinde… Türk Turizminin çaresizlik içinde kıvrandığı 2016 yılında, Kadınlar Çiçek Açıyor Platformu’nun mimarı olan Hatice Bozkurt, değişik ülkelerin[…]

Okumaya devam …

çadır keyfi

Zor bela tahammül ettiğimiz şehir yaşamı… Ne zaman açıldığını anımsayamadığımız televizyondan yayılan akıl sağlığımızı bozmaya yönelik görüntüler, hava kirliliği bir yanda, diğer tarafta bitmek tükenmek bilmeyen araçların gürültüsü; iş yaşamının depresyona sürükleyen ortamından, çok katlı betonarme binaların sıkışmışlığına uzanan post modern dünyada yolculuk… Bir an önce yaz tatili gelse de[…]

Okumaya devam …

Kırsal Turizmde Lavanta kokusu

Yaz ayları geldiğinde… Yurtiçi ya da yurtdışında tatile çıkmayı düşünenlerin aklından Antalya seçeneği eksik olmaz. Kimi Belek-Alanya hattının meraklısıdır. Kimi Kemer-Kaş taraftarını sever. Antalya sahilleri ‘deniz kum güneş’ sevdalılarına sayısız tatil mekanları sunmaktadır. Bu arada geçen turizm sezonunun faciaya dönüştüğünü ve içinde bulunduğumuz sezonun da ahım şahım geçmediğini vurgulayarak, denizle[…]

Okumaya devam …

Likya Limanları

Tunç Çağında başlayan Teke Yarımadası’ndaki deniz ticareti, engebeli ve geçilmesi zor kayalıkların arasındaki limanların sayesinde hareketliliğini yüzyıllar boyunca korumuştur. Bu yazıda Antalya’nın yakından tanıdığı işadamlarıyla (Can Hakan Karaca, Ali Eroğlu, Ömer Arıcan, Ahmet Erdal, İbrahim Öz ve ‘Misty Blue’ yelkenlisinin sahibi Mehmet Hamamcıoğlu) Teke Yarımadası’nın Antalya tarafındaki Likya limanlarının izini[…]

Okumaya devam …

Likya yolları

Fethiye’den Antalya’ya uzanan binlerce yıllık bereket… Biz demokrasi üstüne tartışmalar yaparken, Antik Yunan demokrasisini medeniyetin merkezine oturtup, Amerikan demokrasisini yerlere göklere sığdıramazken; gerçek demokrasinin yaşadığımız topraklarda doğduğunun kaç kişi farkında? Teke Yarımadasının bizden önceki egemenleri olarak bilinen Likyalıların topraklarında başkanlık seçimi yılda bir kez tekrarlanırdı. Oy hakkı şehirlerin nüfusuyla doğru[…]

Okumaya devam …

Antalya’da Kadınlar Çiçek Açıyor

Bir kadın dergisinin okuru olarak, Antalya’nın kadınları tarafından oluşturulan ‘Kadınlar Çiçek Açıyor’ adındaki sivil toplum kuruluşunun, Antalya turizmine neler kattığından haberiniz var mı? Bir yıl önce Rusya’yla ilişkilerimizin koptuğu dönemde, Türk ve Rus kadınlarının el ele yaptığı dostluk gösterisi, ülkeler arasındaki bağların yeniden güçlenmesine vesile olmuştu. Bu yıl daha da[…]

Okumaya devam …

Geç Kalanlar Üstüne Sohbet

Geç kalanlardan birisi gibiyim ama olsun… Nesrin Üstkanat’ın 2009-10 sezonunda yönettiği ‘Geç Kalanlar’ oyununu Ankara Devlet Tiyatrosundaki dünya prömiyeri sırasında yazmaya niyetlenmiştim. Bir biçimde geciktim derken 2014-15 sezonunda Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosunda Nofel Valiyev’in rejisiyle yeniden karşıma çıktı. Son olarak da 2016-17 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında, yönetmen Nihat[…]

Okumaya devam …

Mutluluğun Adresi

Pek farklı değil bakış açılarımız… Lise yıllarının sonuna yaklaştığımızda, iyi bir üniversitede okumayı, istediğimiz alanda ve de dolgun bir ücretle hayata atılmayı arzularız; iş yerinin çalışma koşulları da tatmin edici olmalı ki üniversitede dirsek çürüttüğümüze değmeli… Sözünü ettiğimiz üniversite yıllarının sonu göründüğünde, aşk dolu bir evliliğin tadını çıkarmaktan ve de[…]

Okumaya devam …

Yeni Kararlar Zamanı

Her gelen yıl bambaşka macera… Yepyeni umutlar, yenilenen aşklar, akıllanmayanlara hayal kırıklıkları, akıllandığını sananlarda derin boşluklar, kayıp gidenler, boşlukları dolduranlar; bitip tükenmeyen memleket meseleleri, yılın ortasına gelmeden ‘bitse de gitsek’ durumları… Zor geçen 2016 yılını uğurlamaya çalışırken, yenisinin heyecanını silmeye, dünyamızı küçültmeye, alanlarımızı daraltmaya çalışan kötülükler de peşimizi bırakmaya niyetli[…]

Okumaya devam …

İbiş’in Rüyası ve geleneksel tiyatroya veda

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ruhunu belirleyenlerin sanata bakış açısı, Anadolu insanının kültürel yaşamı derinden etkilemiştir. Tüm sanatları kucaklayan cumhuriyetin kurucu kadroları, gelişmiş uygarlıkların seviyesine ulaşmanın yolunun sanatçılardan geçtiğinin farkındadır. Devletin desteğiyle kurulan konservatuvar, Halkevleri ya da üniversiteler, batılı anlamda tiyatronun geniş kitlelere ulaşmasına olanak yaratır. Türk ve Müslüman kadınların sahneye çıkışlarını[…]

Okumaya devam …

Antalya’nın tiyatro sevdalılarından; Abdullah Sürekli

Türk tiyatrosunun Antalya ayağında, 30 küsur yılını tiyatroyla harmanlayan Abdullah Sürekli, Antalya Belediye Tiyatrosu’nun oluşumundaki temel direklerden birisidir. Tek kanallı TRT’in iktidarını sürdürdüğü 80’li yılların başlarında, birbirine yakın zamanlarda tiyatroya başlamış ve amatörlüğün coşkusuyla keyifli işler yapmıştık. O yıllarda Devlet Tiyatroları, kısıtlı sayıda oyunla Antalya’ya turne yapardı. Her tiyatro oyununu,[…]

Okumaya devam …

Karadeniz’in Kıyıcığında Yola Devam

“Nayinoma nayino nayinoma kurbani Çatma kaşlaruni da al vereyim bu cani” Bir önceki yazımda Antalya’dan Rize’ye uzanan deniz yolculuğumuzdan söz etmiştim. Dar alanda kısa paslaşmalarımız, Sprint ekibinin uyumu sayesinde fazlasıyla keyifliydi. İlk büyük patlama üstünden milyarlarca yıl geçtiği halde, Nasuh Mahruki’nin kahvaltı sohbetlerindeki ikna edici anlatımlarından dolayı ‘bing bang’ denilen[…]

Okumaya devam …

Karadeniz’in Kıyıcığında

Yaz günlerinin başlangıcıydı… Rıfat Ilgaz’ın ‘Karadeniz’in Kıyıcığında’ adlı romanını dizi filme dönüştürmek üzere İstanbul’da canhıraş çalışıyordum. Bir önceki yazımda dostluğumuzun boyutunu aktarmaya çalıştığım Can Hakan Karaca, Spring adındaki katamaranıyla çıkacakları Karadeniz yolculuğuna dahil olmamı istedi. Belki de Türkiye’de ilk kez Antalya’dan Rize’ye yelkenliyle gidilip gelinecekti. TRT’ye çekilen 13 bölümlük ‘Karadeniz’den’[…]

Okumaya devam …

Çeyrek Yüzyıl

Bu ayın yazısı, Antalya’nın başarılı iş adamlarından Can Hakan Karaca ve iş yaşamındaki 25. yılını geride bırakan Cantek Group üstüne olacak. Ülke ekonomisine sağladığı katma değeri, istihdam kapasitesini, üretim ya da ihracat verilerini ekonomi yazarlarına bırakarak, rakamların uzağında yazımızı akıtacağız. Yıl 1990’ı gösterirken, Sivas’taki asker ocağında Can Hakan Karaca’yla kesişen[…]

Okumaya devam …

Kültürel Miras

Bu hikayenin başlangıcı 101 yıl öncesine uzanıyor… Bir Anadolu köyünde yaşayan iki amcaoğlu, komşu köyün güzel kızına aşık olur. İkisi de askerlik yaşına gelmemiştir. Yaşı büyük olan Çanakkale’de savaşmak üzere gönüllülerin arasına katılır. Yaşı küçük olan da güzel kızı kaptırmamak için amcaoğlunun peşine takılır. Bu arada oyunbaz davranışlarla komşu köyün[…]

Okumaya devam …

Kapris

Bir alışveriş merkezi… Günün öğle saatlerinde yiyecek katına doluşmuş insanlar açlıklarını giderebilmenin telaşı içindeler… Üniversite çağlarındaki genç kızın yaşına uygun bedeni; uzun düz siyah saçlar, siyah kaşlar, siyah kirpikler, kahverengi gözler; mini eteğin altından başlayarak kahverengi çizmelerinin içine kadar uzanan ince siyah bir çorap… Masanı üstüne bırakılmış üç adetli gül[…]

Okumaya devam …

Mutluluğun adresi

Pek farklı değil bakış açılarımız… Lise yıllarının sonuna yaklaştığımızda, iyi bir üniversitede okuyup, istediğimiz alanda ve de dolgun bir ücretle hayata atılmayı arzularız; iş yerinin çalışma koşulları da tatmin edici olmalı ki üniversitede dirsek çürüttüğümüze değmeli… Sözünü ettiğimiz hedeflerin gerçekleştiği yaşlara gelindiğinde, aşk dolu bir evliliğin tadını çıkarmaktan ve de[…]

Okumaya devam …

Bahar çiçekleri

Hoş kahve kokusu… Bir garsonun, Falezlerin üstündeki denize sıfır mekanların birinde, servis tepsisindeki kahveyle yanımızdan geçtiğini düşünelim. Ben Atatürk Parkı’nı tercih ederim ama sizin seçiminiz Lara taraflarında mekanlar olabilir. Şeker oranını önceden belirttiğiniz Türk kahvesi siparişinize itirazım olmaz ama benim tercihim süt ve şeker ilavesi olmayan filtre kahve… Az önce[…]

Okumaya devam …

Bir ahlak dersi; Woyzeck

Bir insan… Tüm insanlar gibi, başkalarından çok daha akıllı değil, daha fazla aptal değil; kendisine sunulan donanımlarıyla yaşama tutunmaya çalışan, elinden geldiğince ahlaklı davranmaya özen gösteren, içimizdeki iyilerden birisi Woyzeck… Bizi biz yapan değerlerle tiyatro sahnesinin koltuklarına kurulmuş, keyif içinde ‘Woyzeck’ oyunu izleyenlerden başkası da değil Woyzeck… Çok sık sahnede[…]

Okumaya devam …

Öfke ya da Mutluluk

Bu yılın birinci yazısına mutluluğun peşinde şarkılarla dolaşan satırlarla başlamak yerine, öfkeyi dillendirmeyi tercih edeceğim yüksek müsaadelerinizle… Kimine halini hatırını sorduğunda “İyiyim,” diyor ama nasıl bir iyilik durumuysa burnundan solumakta; bir gerginlik, bir saldırganlık, bir burnundan kıl aldırmazlık; dokunsan patlayacak barut fıçısı halleri… Ya duygularına, düşüncelerine, inançlarına ya da gereksinimlerine[…]

Okumaya devam …

“Bir Zamanlar Kemer Yolu”

Yetmişli yılların Antalya’sı… O döneme altmışlı yıllarından yadigar otobüslerin biriyle Kemer taraflarındaki düğüne gitmek üzere ailece yola çıkmıştık. Bir uzun yol hikayesi Antalya ile Kemer arasında bizleri bekliyormuş da haberimiz yokmuş… Çok geçmeden Batı Toros Dağları’nın denize uzanan eteklerinde saatler süren yolculuğumuz, gerilim filmlerine dönüştü. Sert kayaların oyulmasıyla açılmış taş[…]

Okumaya devam …

“Çimmek”

Her zamankinden sıcak bir yaz mı yaşanıyor? Yaz aylarının sonuna doğru, nem bir yandan, sıcak diğer yandan, kimi klimaların dibinde zaman öldürmekte, kimileri ise klimasız ortamlarda yanıp tutuşmakta… Şehir merkezinin 3 kilometre batısındaki Konyaaltı Plajı, falezlerin bitiminden, Beydağları’nın gölgelerine doğru uzanır. Çakıl taşlarının arasında deniz keyfi yapmaya niyetlenenler için harika[…]

Okumaya devam …

“Genç Deyip Geçenler”

Sanatla Yeniden Hayata… Sanatın dokunduğu yerlerdeki izlerin yakından tanığıyım; hatta kendi yaşamımı da örneklerin arasına gönül rahatlığıyla ekleyebilirim. Sanatın büyülü dünyası, yok olmak ile var olmak arasında güzel bir eşiktir; kayıplar dünyasında kendini bulmak için mükemmel bir kılavuzdur; seni sana anlatır, seni sen yapar sanat… Bir parçası olduğum ‘Sanatla Yeniden[…]

Okumaya devam …

“Deniz Cadıları”

Bir deniz cadısı… İyi bir dosttur deniz cadısı; insanlarla barışık, doğayla barışık, kendinle barışık… Kuzey Atlantik kıyılarından, okuduğunuz sayfalara uzanan efsanede, denize ve rüzgara hükmettiğine inanılan büyücü kadınlar, dev dalgaların arasına sıkışan yelkenlilere yardımcı olur, denizcileri dualarıyla fırtınalardan koruyabilecek düğümler yaparlarmış… Dalgalarla ve rüzgarla barışık deniz cadılarından birisi olan Aydan[…]

Okumaya devam …

“Ey Özgürlük!”

Hem aşk, hem de devrim şairi olarak 20. yüzyılın en büyük Fransız edebiyatçıları arasında gösterilen Paul Éluard’ın ya da gerçek adıyla Eugène Grindel’in ölümsüz satırları, özgürlük isteğimi tetiklemekte ya da özgür olamamanın sıkışıklığı yüzünden duygusal dalgalanmalara sürükler beni… Ey Özgürlük! Okulda defterime Sırama ağaçlara Yazarım adını Okunmuş yapraklara Bembeyaz sayfalara[…]

Okumaya devam …

“Kişisel Gelişim Furyası”

Son yıllarda ‘kişisel gelişim’ furyası almış başını gidiyor… Kitapevlerine adımımızı atar atmaz kişisel gelişim kitaplarıyla burun buruna geliyoruz. Birçok televizyon programında kişisel gelişim konuları ele alınıyor. Uzmanlar püf noktalarını anlatıyor. Meraklıları seminerden seminere koşuyor. Bir parça kulak verdiğimizde; kendini sevmek, kendini iyi hissetmek, kendine güvenmek, kendini kabul etmek, kendini onaylamak,[…]

Okumaya devam …

“Bir Daha Çal Sam”

Bir tiyatro okulundan mezun olmanı özgüveniyle, ödüllü oyunlardan amatör çalışmalara kadar, tiyatro sahnelerinde izlediklerimi beğenmesi kolay olmuyor. “Hoş bir oyundu ama…” diye başlayan cümlenin devamına, pek azı övgü, çoğunluğu yergilerle dolu yorumlar ister istemez dökülüyor dudaklarımdan. O işi eleştirmenlere bırakmak yerine, uzman görüşü bildirircesine, arkası arkasına eleştirilerimi sıralıyorum. Bir ay[…]

Okumaya devam …

“Kış Gündünümü”

Bu satırlar, güneş ışıklarının Oğlak Dönencesi’ne dik geldiği, kuzey yarımkürede günlerin uzamaya ya da güney yarımkürede kısalmaya başladığı kış gündönümüne denk geldi; 2014 ‘ha bitti, ha bitecek’, 2015 ‘ha geldi ha gelecek’ kıvamındaki günlerden birine… Son yıllarını İstanbul’da geçiren birisi olarak, Antalya’ya dönüşlerim alışılmışın dışında çalkalanmalara neden oluyor. Bir süre[…]

Okumaya devam …

“Fatma Bacı ya da Kadıncık Ana”

Bir kadının hikayesini paylaşacağım sizlerle… Antalya sevdalısı olduğunu söyleyebileceğimiz Alaüddin Kaykubat, 13. Yüzyıl’da dünyanın merkezi olarak görülen Anadolu Selçuklu Devleti’nin efsanevi sultanıydı. Şeyh Evhadüddin Kirmani de sultanın gönülden sevdiği insanların arasında yer almaktaydı. ‘Bir lokma, bir hırka,’felsefesini yoluna kılavuz bellemişti. Anadolu’ya geldiği yıllarda, ‘Peygamber sünneti,’ diyerek satın aldığı huysuz ve[…]

Okumaya devam …

“Bir Sevda’dır Tiyatro”

Prof. Dr. Sevda Şener… Türk tiyatrosunda ‘Hocaların Hocası’ olarak bilinen bir cumhuriyet kadını… Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü Başkanlığı yaptığı yıllarda öğrencisi olduğum ve onun rehberliğindeki tez çalışmasıyla eğitimimi tamamladığım Sevda Hocamız, seksen altı yaşında aramızdan ayrıldı. 1995 yılında tiyatro bölümünden emekli olan Sevda Hocamız, tiyatro kuramları, dramaturgi, eleştiri kuramları,[…]

Okumaya devam …

“Kahramanım Olur musun?”

Biz severiz aslı astarı olmayan kahramanları… Bir süre önce, yeni yayın döneminde hayat bulacak televizyon dizilerinden birinin yapımcısıyla görüşmüştük. Tarihi dokulu projelerinin senaryosu yazılacaktı. O konunun geçtiği dönemi fazlasıyla araştırmıştım. Bir yıl önce Yunus Emre hakkında film senaryosu ve tiyatro oyunu yazmıştım. Bu tiyatro sezonunda Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş dönemini anlatan[…]

Okumaya devam …

“Bir dost, bir köpek, bir yat”

Bir dost… Bu dostumu anlatmaya çalışırken ‘Kırk bin nüfuslu Antalya yıllarının tanınmış ailelerinden birinin oğlu,’ diyerek, ayrıntılarla zaman yitirmeden konumuza girelim… Bir köpek… Bu dostumun köpeklerinden biri Birleşik Krallık kökenli; iki karış uzunluğunda, bir karış yüksekliğinde, akıllı mı akıllı, sevimli mi sevimli, yeri geldiğinde kendinden büyüklere meydan okuyan, kimi zaman[…]

Okumaya devam …

“Kıl Çadırların Düşü”

Büyüdüğüm şehirdir Antalya… En neşeli günlerim Antalya’nın sokaklarında geçmiş, Konyaaltı plajlarında dillere destan maceralar yaşanmış, unutulmaz aşkların anıları şehrin farklı köşelerinden günümüzün Antalya’sına el sallamakta… İlk okulumun binası çoktan yıkılmış, lise çağlarındaki sevgilimin okulu otoparka dönüşmüş, mezbahanın çaprazında futbol oynadığımız boşluğa kocaman bir otel sığdırılmış, babamın yıllarca yattığı hastanenin bulunduğu[…]

Okumaya devam …

“Sen Kimsin”

On binlerce yıl öncesinde… Dünyanın neresinde olduğunu bilemediğim bir yerde; isterseniz anakaraların birinde olsun; Asya’nın bozkırlarında, Afrika’nın çöllerinde, kutupların buzlarında; eski dünyada ya da yeni dünyada; ya da batık Atlantis’de; ya da Mu imparatorluğunda; ya da Anadolu’nun herhangi bir yerinde; neresi olmasını isterseniz orası olsun… Bir yere doğru gitmekte olan[…]

Okumaya devam …

“Dionysos”

Bir Antik Yunan tanrısıdır Dionysos… Efsanelerde anlatıldığı kadarıyla, tanrıların tanrısı Zeus, güzelliği dillere destan ölümlü Semele’ye âşık olmuştur. Bir dizi olaylar zinciri hamile sevgilisinin ölümüyle sonuçlanır. Olimpos’un tanrısı da Semele’nin karnındaki çocuğunu baldırına dikerek hayatta kalmasını sağlar. Yarı tanrı, yarı insan olarak dünyaya gelen Dionysos, bolluk ve bereket tanrısı olarak[…]

Okumaya devam …

“Bir Yerde Yanlışlık Olmalı”

Bazen… Bir aşk hikayesinin peşinden gençlik yıllarınızın izini sürmeye başlarsınız… En büyük aşkınız yeniden karşınıza çıkmış ve sizin belleğinizde kayıtlı olanlarla, onun belleğindeki kayıtları karşılaştırma fırsatını yakalamışsınızdır. Birlikte yaşanılanlar birbirinden farklı hikayeler olarak anımsanmaktadır. Bir de paylaşılmayarak kendinize sakladıklarınız vardır. İki kişilik hikayeye üçüncü ya da dördüncü kişileri de dahil[…]

Okumaya devam …

“Bir TRT Belgeseli”

Gün geceyi… Haftalar ayları… Aylar ayları derken… Her gün birbirine benzese de birbirinden farklı üç yüz atmış beş günü, iyisiyle kötüsüyle ya da güzellikleriyle çirkinlikleriyle geride bıraktık. Yıl içinde yaptıklarımı yeterince anımsayamasam da Aralık ayının çoğunu TRT için hazırlanan bir belgeselin araştırmalarıyla ve çekimleriyle geçirdim. İç yapımlar olarak hazırlanan belgeselin[…]

Okumaya devam …

Bana hiç kimse kötü adam karakterini oynatamaz!

Mehmet Çevik Röportajı “Bana hiç kimse kötü adam karakterini oynatamaz!” Bu ay dizi filmlerde başarılarıyla canlandırdığı karakterlerden tanıdığımız Mehmet Çevik’le sohbet ettik. Son iki yıldır kendisini Hanımın Çiftliği dizisinin Cemşir Ağa’sı olarak izliyorsunuz. Bu diziden önce Halil ile Menekşe’deki Hasan olarak ekranlarınıza gelmişti. Bir adım daha geriye gittiğimizde Sağır Oda’da[…]

Okumaya devam …

Bir Dizi Film Setinden

Bir yıl önceydi… En yakın arkadaşım Mehmet Çevik’in davetiyle Adana’da çekimleri yapılan Hanımın Çiftliği dizisinin setindeydim. Teneke Mahallesi’ndeki seti dolaşırken, Yılmaz Güney’in ‘Umut’ filminin de aynı mekanda gerçekleştirildiğini ve hemen dibinde durduğum çeşmenin olduğu yerde, atı ölen Yılmaz Güney’in ağadan para istediği sahnenin çekildiğini öğreniyorum. Bu arada görüntü yönetmeni son[…]

Okumaya devam …

bir saniye

Bir saniye… Hep öyle olur ya… “Bir saniye!” dersiniz, sonra da karşınızdakinin dakikalarını alıp götürürsünüz; oysa bir saniyelik zaman dilimi ilk anda tükenmiştir… İlk satırdaki başlığı okumanızın maliyeti yaklaşık olarak bir saniye civarındadır. O satırı yazıyla yazmaya çalıştığında çok daha fazla saniyeye gereksinim duyulur. Bir de kendinizi benim yerime koyarak,[…]

Okumaya devam …

bindik bir alamete…

Bazen… Gereğinden hızlı yaşadığınızın kuşkusuna kapılırsınız… Yaşamın dinamik döngüsünde bir şeyleri ıskaladığınız düşüncesi peşinizi bırakmaz; bu duyguyu yoğunlukla yaşamanızın nedeni ilerleyen yaşınız mı, ağır yaşam koşullarında bir nefes almak için geriye bakmanız mı, her konuda gereğinden fazla düşünmeniz mi; bir mutsuzluk, bir umutsuzluk; belki de tembelliğinize bir kılıf arayışıdır… Hız[…]

Okumaya devam …

bir aşkın son öyküsü…

Yaz sezonu boyunca sürdürdüğüm ‘Everest 2010 Ekspedisyonu’ yazı dizisini bir aşkın son öyküsüyle noktalıyorum… İki motorlu küçücük bir uçağın içindeydim. Bagaj kapasitesi yeterli olmadığından sırt çantalarımızı koridora yığmıştık. Uçağın yoğun gürültüsünden etkilenmemek için kulaklarımıza pamuk tıkamış, her an bir aksilik yaşanacakmış düşüncesinden uzaklaşmaya çalışarak Himalayaların yüksek dağlarına bakmaktaydık. Katmandu’daki Tribhuvan[…]

Okumaya devam …

everest’in zirvesinde

8.850 metre… Bir zamanlar insanoğlunun bu kadar yüksekliğe çıkabileceğine kimseler inanmazdı. Elli milyon yıllık Everest Dağı’nın zirvesine 1953 yılında Edmund Hillary ile Şerpa Tenzing Norgay’ın oksijen destekli çıkışıyla efsane sona erdi. Bir başka efsane ise insanoğlunun oksijen desteği olmadan o kadar yükseklikte yaşayamayacağıyla ilgiliydi. Bu kez 1978 yılında kendi nefesiyle[…]

Okumaya devam …

everest yollarında trekking

Üç kadın ve on bir erkek… 2.840 metreden 5.364 metredeki Everest Ana Kampı’na tırmanarak dünyanın en zorlu yüksek irtifa yürüyüşlerinden birini gerçekleştireceğiz. Aynı zamanda Nasuh Mahruki ve Yılmaz Sevgül’ü 8.850 metredeki Everest’in zirvesine uğurlayacağız. Bunun için sekiz gün boyunca teknik dağcılık malzemeleri kullanmadan tırmanmamız ve aynı yolu üç gün içinde[…]

Okumaya devam …

katmandu’da bir gün, bir gece

Sabaha karşı Tribhuvan Havaalanı’daydık… Uyku sersemi karşılaştığımız aksilikler Nepal hakkında fazlasıyla ipucu vermekteydi. Bir takım formları doldurmamız söyleyen görevlilerden yardımcı olmalarını rica ettik. Bu taleplerimize karşılık bulamayınca da Türk işi mantığımızı kullanarak sorunumuzu çözüverdik. Böyle durumlara alışkın olmayan Avrupalılar ise birilerini birilerine şikayet etmekle uğraşıyordu. Onlardan önce havaalanından ayrıldık. Çok[…]

Okumaya devam …

namaste

Female Dergisi… İki bin on yılının temmuz sayısı… Derginizin sayfalarını teker teker aralayarak şimdiki satırlara ulaştınız. Bu satırlarla başlayan dostluğumuzun uzun soluklu olmasını dileyerek yazımızı sürdürelim… İlk platonik aşkı, ilk gerçek aşkı ve aşkların en büyüğünü Antalya’da yaşamış biri olarak, yeri ve zamanı geldiğinde, aşklarımdan kesitleri satırlarımın arasında okuyacak, belki[…]

Okumaya devam …