Akdeniz’deki komşu; Yunanistan…

Üç bin deniz miline uzanan katamaran yolculuğumuzun son durağı Yunan adaları… İyonya denizindeki karşılama töreni ‘Albakor’ cinsi orkinosun oltamıza takılmasıyla başladı. Daha önce yakaladığımız lambukalar ve ara sıra oltamıza takılan poşetlerden edindiğimiz deneyimle hayalini kurduğumuz balığı yakalamaya hazırdık: Kimi zaman misinayı gevşeten, kimi zaman boşluğunu alan Mehmet Hamamcıoğlu balığı yormaya[…]

Okumaya devam …

Akdeniz’in Büyük Adaları İtalya Kıyılarında…

Temmuz ayında Atlantik’te başlayan deniz macerası, Ağustos ayının başlarında Akdeniz’de devam ediyor… Sert dalgalara Lagoon 40 serisi katamaranla karşı koyarak Balear Adaları’nın açıklarında ilerliyoruz. İki gündür tepemizdeki Akdeniz güneşiyle ve karşımızdan esen rüzgarlarla boğuşmaktan oldukça hırpalandık. Akdeniz’in en büyük ikinci adası Sardunya’ya yaklaşırken deniz sakinleşti. Bu durumu fırsata dönüştürerek 1700[…]

Okumaya devam …

“İspanya’nın Akdeniz’deki yüzü”

Atlantik’ten Akdeniz’e uzanan yazılara eylülde başlamıştık. Kış ayları da Akdeniz’in sıcak günlerini anımsayarak geçecek gibi… Anımsamak… Bir tarafından anımsadıklarımızla çoğalırken, diğer yandan anımsadıklarımızın arasında kaybolup gidiyor yaşamlar… İç içe geçmiş anıların arasında kısa bir yolculuk aslında; kimi zaman bir aşk eşlik ediyor yaşam yolculuğumuza, kimi zaman bir dost, bazen öylesine[…]

Okumaya devam …

Cebelitarık Boğazı’ndan geçmek

Gün Van Gogh sarısı yükseliyordu Lizbon üstüne… Portekiz’in ‘İlk fırsatta yeniden gel,’ diyen güzelliklerini arkamızda bırakarak Atlantik Okyanusu’nun derin sularını geri dönmüştük. Bir kez daha gökyüzü ile dalgaların arasındaki bilinmezliğe kendimizi bırakmıştık. Ruh halimizdeki değişimi Atlantik’teki yolculuğumuzun sonuna yaklaşmanın mutluluğu olarak mı değerlendirmeli? Yoksa okyanus deneyimiyle vedalaşmanın hüznü mü? Ya[…]

Okumaya devam …

Atlantik’in Kışkırtıcı Yüzü; Portekiz

Bu yazımızda da Nerissa adındaki katamaranla yaptığımız yolculuk Atlantik kıyılarında devam ediyor…Ağustos ayının yirmi dördüncü günü…İsi sisli sisi puslu bir Portekiz gününde, okyanus dalgalarında yunuslarla oynaşmamız geride kaldı. Aşkın şaraba dönüştüğü Porto’ya doğru Douro Nehri’nde ilerliyoruz. Douro Vadisi’nin güneşli bağlarında yetişen Porto bölgesinin üzümleri, beş yüzyıldır Douro nehrinin kıyılarına teraslanmış[…]

Okumaya devam …

Atlantik’te bir İspanyol şehri; A Coruna

Bir önceki yazımda Atlantik kıyılarındaki Les Sables d’Olonne’dan yolculuğumuza başlamak üzereydik. Nerissa adını verdiğimiz Lagoon 40 serisi katamaranla haftalar sürecek maceramızı anlatmaya devam edelim… Atlantik’e açılmanın coşkusunu şampanyalarla kutladıktan sonra Fransa’nın şirin yerleşim merkezinden palamarları çözdük. Çok geçmeden Les Sables d’Olonne’nun altın sarısı plajları ışıldamaz oldu. Güneş muhteşem görüntüleriyle ufuk[…]

Okumaya devam …

“Tarla Zanat”

Kaz Dağları’nın eteklerinde… Güneş zeytin ağaçlarının ardından kendini göstermeye çalışırken çadırımızdan anlaşılmaz konuşmalar yükseliyor. Komşu çadırdakiler ister istemez seslere kulak kabartmış. Anlamlandırmaya çalışıyorlar. Tek başına anlaşılır gibi görünen kelimeler arkası arkasına dizildiğinde anlamsızlaştıkça anlamsızlaşmakta… Konuşmalarımızın şifresini çözemeyen komşularımız, bahçenin öteki ucuna çadırını kuran Murat Karahüseyinoğlu’ndan “Çadırın içinden garip konuşmalar geliyor.[…]

Okumaya devam …

Okyanusta Yelken Açmak

Hiç yosun rengi okyanus dalgalarına ruhunuzu ve bedeninizi teslim edip, bir dalgadan diğerine taşıdınız mı? Bir kara parçasına ayağınızın günlerce değmediği, toprak kokusu yerine okyanusun isi sisli, sisi puslu havasını ciğerlerinize doldurduğunuz zamanlar oldu mu? Yaşlı dünyamızın yalnızca denizlerden ve gökyüzünden oluştuğu dönemlerinde kendinizi bulduğunuz duygusuna kapıldınız mı? Bir tarafınızda[…]

Okumaya devam …

“Assos ve Aristoteles”

Antalya bölgesi yurtdışı ve yurtiçinden gelen ziyaretçilerle dolup taşıyor. Geçen yıl biraz toparlanan turizm verileri, bu yıl da ‘Aman nazar değmesin!’ denilecek türden… Bu bölgenin aşırı sıcaklardan bunalan ya da başka yöreleri keşfetmeye meraklı insanları da Antalya dışındaki seçenekleri değerlendirmeyi tercih ediyor. Ben de onlardan birisi olarak Çanakkale sınırlarında bulunan[…]

Okumaya devam …

“Hangi tragedya derken…”

Bir tiyatro oyunu okuma isteği düştü aklıma; nedensizce, öylesine… Yaz aylarının gevşekliğinden mi bilemiyorum ama hangi oyunu okuyayım diye bana bakan tiyatro oyunlarının karşısında oynaşıp duruyorum. Bir biçimde yolumun kesiştiği yazarların okunmayı ve yorumlanmayı bekleyen tiyatro oyunları gözümün önünde ama görev sorumluluğuyla oyun okumak istemiyorum. Daha başka bir şey olmalı;[…]

Okumaya devam …

çadır keyfi

Zor bela tahammül ettiğimiz şehir yaşamı… Ne zaman açıldığını anımsayamadığımız televizyondan yayılan akıl sağlığımızı bozmaya yönelik görüntüler, hava kirliliği bir yanda, diğer tarafta bitmek tükenmek bilmeyen araçların gürültüsü; iş yaşamının depresyona sürükleyen ortamından, çok katlı betonarme binaların sıkışmışlığına uzanan post modern dünyada yolculuk… Bir an önce yaz tatili gelse de[…]

Okumaya devam …

Kırsal Turizmde Lavanta kokusu

Yaz ayları geldiğinde… Yurtiçi ya da yurtdışında tatile çıkmayı düşünenlerin aklından Antalya seçeneği eksik olmaz. Kimi Belek-Alanya hattının meraklısıdır. Kimi Kemer-Kaş taraftarını sever. Antalya sahilleri ‘deniz kum güneş’ sevdalılarına sayısız tatil mekanları sunmaktadır. Bu arada geçen turizm sezonunun faciaya dönüştüğünü ve içinde bulunduğumuz sezonun da ahım şahım geçmediğini vurgulayarak, denizle[…]

Okumaya devam …

Likya Limanları

Tunç Çağında başlayan Teke Yarımadası’ndaki deniz ticareti, engebeli ve geçilmesi zor kayalıkların arasındaki limanların sayesinde hareketliliğini yüzyıllar boyunca korumuştur. Bu yazıda Antalya’nın yakından tanıdığı işadamlarıyla (Can Hakan Karaca, Ali Eroğlu, Ömer Arıcan, Ahmet Erdal, İbrahim Öz ve ‘Misty Blue’ yelkenlisinin sahibi Mehmet Hamamcıoğlu) Teke Yarımadası’nın Antalya tarafındaki Likya limanlarının izini[…]

Okumaya devam …

Likya yolları

Fethiye’den Antalya’ya uzanan binlerce yıllık bereket… Biz demokrasi üstüne tartışmalar yaparken, Antik Yunan demokrasisini medeniyetin merkezine oturtup, Amerikan demokrasisini yerlere göklere sığdıramazken; gerçek demokrasinin yaşadığımız topraklarda doğduğunun kaç kişi farkında? Teke Yarımadasının bizden önceki egemenleri olarak bilinen Likyalıların topraklarında başkanlık seçimi yılda bir kez tekrarlanırdı. Oy hakkı şehirlerin nüfusuyla doğru[…]

Okumaya devam …

Karadeniz’in Kıyıcığında Yola Devam

“Nayinoma nayino nayinoma kurbani Çatma kaşlaruni da al vereyim bu cani” Bir önceki yazımda Antalya’dan Rize’ye uzanan deniz yolculuğumuzdan söz etmiştim. Dar alanda kısa paslaşmalarımız, Sprint ekibinin uyumu sayesinde fazlasıyla keyifliydi. İlk büyük patlama üstünden milyarlarca yıl geçtiği halde, Nasuh Mahruki’nin kahvaltı sohbetlerindeki ikna edici anlatımlarından dolayı ‘bing bang’ denilen[…]

Okumaya devam …

Karadeniz’in Kıyıcığında

Yaz günlerinin başlangıcıydı… Rıfat Ilgaz’ın ‘Karadeniz’in Kıyıcığında’ adlı romanını dizi filme dönüştürmek üzere İstanbul’da canhıraş çalışıyordum. Bir önceki yazımda dostluğumuzun boyutunu aktarmaya çalıştığım Can Hakan Karaca, Spring adındaki katamaranıyla çıkacakları Karadeniz yolculuğuna dahil olmamı istedi. Belki de Türkiye’de ilk kez Antalya’dan Rize’ye yelkenliyle gidilip gelinecekti. TRT’ye çekilen 13 bölümlük ‘Karadeniz’den’[…]

Okumaya devam …

Kültürel Miras

Bu hikayenin başlangıcı 101 yıl öncesine uzanıyor… Bir Anadolu köyünde yaşayan iki amcaoğlu, komşu köyün güzel kızına aşık olur. İkisi de askerlik yaşına gelmemiştir. Yaşı büyük olan Çanakkale’de savaşmak üzere gönüllülerin arasına katılır. Yaşı küçük olan da güzel kızı kaptırmamak için amcaoğlunun peşine takılır. Bu arada oyunbaz davranışlarla komşu köyün[…]

Okumaya devam …

“Bir Zamanlar Kemer Yolu”

Yetmişli yılların Antalya’sı… O döneme altmışlı yıllarından yadigar otobüslerin biriyle Kemer taraflarındaki düğüne gitmek üzere ailece yola çıkmıştık. Bir uzun yol hikayesi Antalya ile Kemer arasında bizleri bekliyormuş da haberimiz yokmuş… Çok geçmeden Batı Toros Dağları’nın denize uzanan eteklerinde saatler süren yolculuğumuz, gerilim filmlerine dönüştü. Sert kayaların oyulmasıyla açılmış taş[…]

Okumaya devam …

“Çimmek”

Her zamankinden sıcak bir yaz mı yaşanıyor? Yaz aylarının sonuna doğru, nem bir yandan, sıcak diğer yandan, kimi klimaların dibinde zaman öldürmekte, kimileri ise klimasız ortamlarda yanıp tutuşmakta… Şehir merkezinin 3 kilometre batısındaki Konyaaltı Plajı, falezlerin bitiminden, Beydağları’nın gölgelerine doğru uzanır. Çakıl taşlarının arasında deniz keyfi yapmaya niyetlenenler için harika[…]

Okumaya devam …

“Kapı Numarası”

Bazen… Hiç beklemediğiniz nesneler yaşamınızdaki ölümsüzlerin arasında yerini alır. Ona her bakışınızda geçmişin anıları gözünüzün önünde canlanıverir; unutulduğu düşünülen insanlar ya da mekanlar yeniden anımsanır, bir zaman dilimi tekrar yaşam bulur belleklerde; bir taş parçası, bir kahve fincanı, bir kartpostal, kurutulmuş bir papatya, bir nazar boncuğu, bir deniz kabuğu, bir[…]

Okumaya devam …

“Deniz Cadıları”

Bir deniz cadısı… İyi bir dosttur deniz cadısı; insanlarla barışık, doğayla barışık, kendinle barışık… Kuzey Atlantik kıyılarından, okuduğunuz sayfalara uzanan efsanede, denize ve rüzgara hükmettiğine inanılan büyücü kadınlar, dev dalgaların arasına sıkışan yelkenlilere yardımcı olur, denizcileri dualarıyla fırtınalardan koruyabilecek düğümler yaparlarmış… Dalgalarla ve rüzgarla barışık deniz cadılarından birisi olan Aydan[…]

Okumaya devam …

“Yasemin Dalkılıç’la İnanılmaz Dalışlar”

Enerjini Doğru Kullan… Dört yıldır, Antalya’nın tanınmış markası CANTEK sponsorluğunda, dünya kamuoyunun dikkatini enerji tasarrufuna çekebilmek için ‘Enerjini Doğru Kullan’ projesi üstünde çalışıyoruz. Bu projenin başlangıç adımında, Everest Dağı’na tırmanan Nasuh Mahruki ile Yılmaz Sevgül, “Enerjini Doğru Kullan” mesajını dünyanın zirvesine taşımıştı. Ben de zorlu maceranın hikayesini “Dünyanın Zirvesine Tırmanış”[…]

Okumaya devam …

“Bir dost, bir köpek, bir yat”

Bir dost… Bu dostumu anlatmaya çalışırken ‘Kırk bin nüfuslu Antalya yıllarının tanınmış ailelerinden birinin oğlu,’ diyerek, ayrıntılarla zaman yitirmeden konumuza girelim… Bir köpek… Bu dostumun köpeklerinden biri Birleşik Krallık kökenli; iki karış uzunluğunda, bir karış yüksekliğinde, akıllı mı akıllı, sevimli mi sevimli, yeri geldiğinde kendinden büyüklere meydan okuyan, kimi zaman[…]

Okumaya devam …

“Bir TRT Belgeseli”

Gün geceyi… Haftalar ayları… Aylar ayları derken… Her gün birbirine benzese de birbirinden farklı üç yüz atmış beş günü, iyisiyle kötüsüyle ya da güzellikleriyle çirkinlikleriyle geride bıraktık. Yıl içinde yaptıklarımı yeterince anımsayamasam da Aralık ayının çoğunu TRT için hazırlanan bir belgeselin araştırmalarıyla ve çekimleriyle geçirdim. İç yapımlar olarak hazırlanan belgeselin[…]

Okumaya devam …

Kırmızının Büyüsü

Nar Beach’de biramı yudumluyordum… Ne zaman sona ereceğini bilemediğim gösteri, orta yaşlı bir kadının dudaklarındaki abartılı kırmızılığı fark edişimle başladı. O kadar insanın arasında onunki kadar kırmızıya boyanmış dudak yoktu. Bir sevimli çocuğu öptüğünde, çocuğun ömür boyunca unutamayacağı kadar çok kırmızılıktı! Her içtiği sigarada dudaklarının kalınlığı kadar iz bırakacak yoğunluktaydı![…]

Okumaya devam …

Bahar

Bahar gelmişti artık… Bir kafeteryanın deri koltuğunda kahvemi yudumlarken, her gördüğü yere sızan güneşin varlığı iyiden iyiye kendisini hissettirmekteydi. Karşımdaki deri koltuk ile aramızdaki sehpaya yerleşen güneşin ışıltısından huzursuz olan gölgeler sehpanın altına gizlenmek zorunda kalmıştı. O ışıltılara karışmış rüzgarın akışkan gölgesi ise seramik zeminde biçimden biçime girmekteydi. Milyarlarca yıllık[…]

Okumaya devam …

Bir Dizi Film Setinden

Bir yıl önceydi… En yakın arkadaşım Mehmet Çevik’in davetiyle Adana’da çekimleri yapılan Hanımın Çiftliği dizisinin setindeydim. Teneke Mahallesi’ndeki seti dolaşırken, Yılmaz Güney’in ‘Umut’ filminin de aynı mekanda gerçekleştirildiğini ve hemen dibinde durduğum çeşmenin olduğu yerde, atı ölen Yılmaz Güney’in ağadan para istediği sahnenin çekildiğini öğreniyorum. Bu arada görüntü yönetmeni son[…]

Okumaya devam …

bir aşkın son öyküsü…

Yaz sezonu boyunca sürdürdüğüm ‘Everest 2010 Ekspedisyonu’ yazı dizisini bir aşkın son öyküsüyle noktalıyorum… İki motorlu küçücük bir uçağın içindeydim. Bagaj kapasitesi yeterli olmadığından sırt çantalarımızı koridora yığmıştık. Uçağın yoğun gürültüsünden etkilenmemek için kulaklarımıza pamuk tıkamış, her an bir aksilik yaşanacakmış düşüncesinden uzaklaşmaya çalışarak Himalayaların yüksek dağlarına bakmaktaydık. Katmandu’daki Tribhuvan[…]

Okumaya devam …

everest’in zirvesinde

8.850 metre… Bir zamanlar insanoğlunun bu kadar yüksekliğe çıkabileceğine kimseler inanmazdı. Elli milyon yıllık Everest Dağı’nın zirvesine 1953 yılında Edmund Hillary ile Şerpa Tenzing Norgay’ın oksijen destekli çıkışıyla efsane sona erdi. Bir başka efsane ise insanoğlunun oksijen desteği olmadan o kadar yükseklikte yaşayamayacağıyla ilgiliydi. Bu kez 1978 yılında kendi nefesiyle[…]

Okumaya devam …

everest yollarında trekking

Üç kadın ve on bir erkek… 2.840 metreden 5.364 metredeki Everest Ana Kampı’na tırmanarak dünyanın en zorlu yüksek irtifa yürüyüşlerinden birini gerçekleştireceğiz. Aynı zamanda Nasuh Mahruki ve Yılmaz Sevgül’ü 8.850 metredeki Everest’in zirvesine uğurlayacağız. Bunun için sekiz gün boyunca teknik dağcılık malzemeleri kullanmadan tırmanmamız ve aynı yolu üç gün içinde[…]

Okumaya devam …

katmandu’da bir gün, bir gece

Sabaha karşı Tribhuvan Havaalanı’daydık… Uyku sersemi karşılaştığımız aksilikler Nepal hakkında fazlasıyla ipucu vermekteydi. Bir takım formları doldurmamız söyleyen görevlilerden yardımcı olmalarını rica ettik. Bu taleplerimize karşılık bulamayınca da Türk işi mantığımızı kullanarak sorunumuzu çözüverdik. Böyle durumlara alışkın olmayan Avrupalılar ise birilerini birilerine şikayet etmekle uğraşıyordu. Onlardan önce havaalanından ayrıldık. Çok[…]

Okumaya devam …

namaste

Female Dergisi… İki bin on yılının temmuz sayısı… Derginizin sayfalarını teker teker aralayarak şimdiki satırlara ulaştınız. Bu satırlarla başlayan dostluğumuzun uzun soluklu olmasını dileyerek yazımızı sürdürelim… İlk platonik aşkı, ilk gerçek aşkı ve aşkların en büyüğünü Antalya’da yaşamış biri olarak, yeri ve zamanı geldiğinde, aşklarımdan kesitleri satırlarımın arasında okuyacak, belki[…]

Okumaya devam …