“Film yapmak kolay değil”

Üç beş sinema filminin setinde bulunmuştum ama ilk kez senaryosunu yazdığım bir filminin setindeyim. Bir de yapım ortaklarındanım. Bu yüzden “Mendilim Kekik Kokuyor” filminin oyuncularına hayranlığımı dile getirmekten öteye taşınan sorumluluklarım da var. Uzun metraj sinema senaryom, 2015 yılında, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi tarafından düzenlenen yarışmada birinci seçilmişti. 2018 yılında[…]

Okumaya devam …

“Mendilim Kekik Kokuyor”

100. sayının satırları arasında olmamak olmaz! Son üç yıldır aralıksız yazmaya çalıştığım yazılarımı, yapımcılarından birisi olduğum ve senaryosunu yazdığım “Mendilim Kekik Kokuyor” adındaki uzun metraj sinema filminin çekimlerinden dolayı biraz aksatmak zorunda kaldım. Hiç olmazsa mazeretimi yazıya dönüştüreyim. 80’li yıllarda AÜ DTCF Tiyatro Bölümü’nde öğrenciyken, sınıf arkadaşlarımdan Mustafa Sekmen’le birlikte[…]

Okumaya devam …

Cam Duvarın Ötesi; Dünyada Karşılaşmış Gibi

İlk gösterilerinden biriydi… Krek Tiyatro’nun yıllar sonra sahnelediği oyunun ayrıntılarından habersiz olarak Volkswagen Arena’ya gittik. Berkun Oya’nın yazıp yönettiği ‘Dünyada Karşılaşmış Gibi’ oyununda farklı bir tiyatro deneyimi yaşayacağımız fuayede ortaya çıktı. Son dakikaya kadar salona alınmayınca ister istemez meraklandık. Fuaye kalabalıklaştıkça karşı merakımız katlandı. En sonunda üç yüz elli civarındaki[…]

Okumaya devam …

Antalya’da Sinema Filmi Çekmek

Bu köşedeki yazılarımın takipçileri, 2015 yılında, Çanakkale Savaşları’nın 100. Yılı dolayısıyla düzenlenen senaryo yarışmasında birincilikle ödüllendirilen “Mendilim Kekik Kokuyor” isimli sinema filmi senaryomu anımsar belki… Bir dönem filmi olarak kaleme aldığım senaryoyu birkaç satıra sığdırmak kolay değil ama “Bir yanda gencecik iki amcaoğlu ve aşık oldukları kasabanın en güzel kızı[…]

Okumaya devam …

Bir Töre Cinayeti ‘Dördüncü Ay’

En medyatik haliyle; ailesinin alışılagelmiş sınırlarının dışına çıkan kadının yaşamını ‘namus meselesi’ haline dönüştürmek ve aile büyüklerinin kararıyla canına alıcı olmak… Bu gibi haberlerle gazetelerin üçüncü sayfalarında karşılaştığımızda, genellikle şöyle bir fotoğrafa göz atıyor, biraz daha meraklısı haberi yalandan okuyor, çok daha duyarlı olanları da ‘Yazık olmuş kadına…’ diyerek sonraki[…]

Okumaya devam …

Bir Namus Cinayeti Hikayesi ‘Dördüncü Ay’

En medyatik haliyle; ailesinin alışılagelmiş sınırlarının dışına çıkan kadının yaşamını ‘namus meselesi’ haline dönüştürmek ve aile büyüklerinin kararıyla canına alıcı olmak… Bu gibi haberlerle gazetelerin üçüncü sayfalarında karşılaştığımızda, genellikle şöyle bir fotoğrafa göz atıyor, biraz daha meraklısı haberi yalandan okuyor, çok daha duyarlı olanları da ‘Yazık olmuş kadına…’ diyerek sonraki[…]

Okumaya devam …

Sokrates’in Son Gecesi

Türk tiyatrosunun önemli oyuncularından ve seslendirme sanatçılarından Mehmet Atay’a “TİYARO ÜÇARTIBİR” ve mart ayında seyircisiyle buluşan “SOKRATES’İN SON GECESİ” oyunu hakkında sorular sorduk. İlk duraktan tiyatro yolculuğuna çıkmadıklarını ama tiyatro sanatı için “her oyun yeni bir atölyedir” düsturunu da unutmadan seyahatini en önde oturan bir yolcu olarak sürdüren Mehmet Atay’ın[…]

Okumaya devam …

BKM’de Manik Atak

Bir tiyatronun kulisine dönüşmüş sahne… Pek alışık olmadığımız höykürmeyle Bihter Dinçel’in yazdığı ‘Manik Atak’ başlıyor. Yılların eskitemediği kadın oyuncu Melike feryat figan içinde kapris atmakta. Eli ayağına karışan genç oyuncu Leyla da olabildiğince hoşgörülü davranışlarla uzlaşmaya çalışıyor ama dinleyene aşk olsun! Bu kapışmanın genç oyuncunun aklından geçenler olduğunu sahnenin sonunda[…]

Okumaya devam …

İstanbul Kumpanyası’nda ‘Huysuz Şeyler’

Son zamanlarda televizyon dizilerinin çıkmazından bunalan sanatçılar, kendilerini tiyatro sahnelerine taşıyor. Dizi setlerinin otoritelerini tiyatronun yanılsamasına sığdırmak mümkün mü? Bu geçici bir heves mi? Bir nefeslenme molası mı? Çok geçmeden kameranın büyüsünü özlemeye başlarlar mı? Kamera arkasındaki birikimlerini tiyatro sahnesine taşıyabilirler mi? Sorular, sorular, sorular… Bu sorulara yanıt olur mu[…]

Okumaya devam …

“Koffi Kwahulé ile Moda Sahnesi’nde”

Türk tiyatrosunda şimdilik bilinmeyen ama yakın zamanda fazlaca karşılaşacağımız Afrika kökenli bir yazar Koffi Kwahulé… Batı Afrika’daki Fildişi Sahili (Côte d’Ivoire) doğal kaynakları yüzünden, Portekizliler başta olmak üzere, İspanyollar, Hollandalılar, İngilizler ve son olarak da Fransızlar tarafından sömürülmüş. Çoğu Afrika ülkesinde olduğu gibi 2. Dünya Savaşı sonrasında güçlenen milliyetçilik dalgasıyla[…]

Okumaya devam …

Erkekler arasında ‘Windsor’un Şen Kadınları’

400 yıl öncesinin İngiltere’sine şöyle bir uzanalım… O dönemde yerleşik tiyatro mekanları olmadığından, gezici gruplar halinde taşrayı dolaşan tiyatrocular, seyirci toplayabildikleri yerlerde gösterilerini sergilemekteydi. Londra’daki yerleşik gösteri mekanlarında ise danslı ve müzikli eğlenceler, din içerikli törenler, savaş silahlarıyla yapılan atraksiyonlar ya da eğitilmiş hayvanların gösterileri tercih ediliyordu. Bu arada horoz[…]

Okumaya devam …

“Tarla Zanat”

Kaz Dağları’nın eteklerinde… Güneş zeytin ağaçlarının ardından kendini göstermeye çalışırken çadırımızdan anlaşılmaz konuşmalar yükseliyor. Komşu çadırdakiler ister istemez seslere kulak kabartmış. Anlamlandırmaya çalışıyorlar. Tek başına anlaşılır gibi görünen kelimeler arkası arkasına dizildiğinde anlamsızlaştıkça anlamsızlaşmakta… Konuşmalarımızın şifresini çözemeyen komşularımız, bahçenin öteki ucuna çadırını kuran Murat Karahüseyinoğlu’ndan “Çadırın içinden garip konuşmalar geliyor.[…]

Okumaya devam …

“Assos ve Aristoteles”

Antalya bölgesi yurtdışı ve yurtiçinden gelen ziyaretçilerle dolup taşıyor. Geçen yıl biraz toparlanan turizm verileri, bu yıl da ‘Aman nazar değmesin!’ denilecek türden… Bu bölgenin aşırı sıcaklardan bunalan ya da başka yöreleri keşfetmeye meraklı insanları da Antalya dışındaki seçenekleri değerlendirmeyi tercih ediyor. Ben de onlardan birisi olarak Çanakkale sınırlarında bulunan[…]

Okumaya devam …

“Hangi tragedya derken…”

Bir tiyatro oyunu okuma isteği düştü aklıma; nedensizce, öylesine… Yaz aylarının gevşekliğinden mi bilemiyorum ama hangi oyunu okuyayım diye bana bakan tiyatro oyunlarının karşısında oynaşıp duruyorum. Bir biçimde yolumun kesiştiği yazarların okunmayı ve yorumlanmayı bekleyen tiyatro oyunları gözümün önünde ama görev sorumluluğuyla oyun okumak istemiyorum. Daha başka bir şey olmalı;[…]

Okumaya devam …

“9. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali”

Bir sanat şehri olması hayaliyle yaşadığımız Antalya… Bu topraklar tiyatroya ilham veren tanrılardan miras olduğu için nereye giderseniz gidin, antik dönemlerden kalma bir tiyatro binası yolunuza çıkar. Taş basamaklarına oturup, sahneye doğru baktığınızda, 2500 yıl öncesinin tiyatro şenlikleri gözlerinizin önünde belirmeye başlar. Bu yıl Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından 9’uncusu[…]

Okumaya devam …

Adı Yağmur

İlk kitabı Kırmızı Kedi’den yayınlanan Leylâ Çapan’ı Antalya’da yakalayınca, birbiriyle dans eden öykülerin içtenlikle yazıldığı ‘Adı Yağmur’ kitabı hakkında keyifli bir söyleşi yapmadan İstanbul’a göndermedik. – Daha önce çeşitli dergilerde okuduğum öykülerinin çoktan kitap halinde dönüşmesi gerekiyordu. Neden şimdiye kadar geciktirdin ki? LEYLA ÇAPAN- Yazmak beni her zaman çok heyecanlandıran[…]

Okumaya devam …

“9. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali”

Bir sanat şehri olması hayaliyle yaşadığımız Antalya… Bu topraklar tiyatroya ilham veren tanrılardan miras olduğu için nereye giderseniz gidin, antik dönemlerden kalma bir tiyatro binası yolunuza çıkar. Taş basamaklarına oturup, sahneye doğru baktığınızda, 2500 yıl öncesinin tiyatro şenlikleri gözlerinizin önünde belirmeye başlar. Bu yıl Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından 9’uncusu[…]

Okumaya devam …

Ödüllü Roman; Yazarın Ölümü

Bu satırlarda gözleriniz dolanıyorsa, öyle ya da böyle okuma alışkanlığınız var demektir. Türk insanı günün altı saatini televizyon izlemeye ayırıyor, günde ortalama üç saatini internete bağlı olarak geçiriyor ve geriye kalan zamanın yalnızca bir dakikasını kitap okumaya ayırıyor. Siz de hızlı bir okumayla yazının sonuna ulaşırsanız, ülkemizin okuma ortalamasını yakalamış[…]

Okumaya devam …

Tamamen doluyuz

Tek kişilik oyunlara, tiyatronun olmazsa olmazı sayılan ‘iki oyuncu-bir seyirci’ alışkanlığının dışına çıkıldığı için temkinli yaklaşılır. İkinci oyuncu olmadığından tiyatronun temel unsurlarından olan diyalog gerçekleşmez. Diyaloğun olmadığı yerde çatışma da yok sayılır. Ya Türk tiyatrosunun meddah geleneğinin üstadı sayılan Kavuklu Hamdi’den Cem Yılmaz’a uzanan ustalıklı anlatım becerileriyle derdinizi ortaya dökeceksiniz[…]

Okumaya devam …

Aşk, Ayrılık ve Başka Şeyler

İlkbaharın gelişini muştular cemreler… Birinci cemrenin 20 Şubat’ta havaya, ikinci cemrenin 27 Şubat’ta suya, üçüncü cemrenin 6 Mart’ta toprağa düştüğü varsayılır. Her cemrenin düşüşü içimizdeki coşkuyu güçlendirir. Bizi sıcak havalara yaklaştırırken, heveslendirip, heyecanlandır. Bu böyle olduğu halde cemrelerin düşeceği günler çoğumuzun ezberinde değildir. Bir gazete haberinde ya da arkadaş sohbetleri[…]

Okumaya devam …

Avukat Pierre Pathelin Farsı

İlkbaharın gelişini muştular cemreler… Birinci cemrenin 20 Şubat’ta havaya, ikinci cemrenin 27 Şubat’ta suya, üçüncü cemrenin 6 Mart’ta toprağa düştüğü varsayılır. Her cemrenin düşüşü içimizdeki coşkuyu güçlendirir. Bizi sıcak havalara yaklaştırırken, heveslendirip, heyecanlandır. Bu ruh hali batı medeniyetlerinin temel taşlarını oluşturan Antik Yunanlıları da tetiklemiş ve doğanın yeniden uyanışını, M.[…]

Okumaya devam …

Ve Yeniden Tiyatro

Biz zamanlar Anadolu topraklarında tiyatro kutsal, tiyatro sahneleri mabetlerden farksızmış, tiyatroya sevdalı oyuncular sahneleri doldurur ve onlara hayran seyirciler yaşamın anlamını izledikleri oyunlarda bulurmuş, derken gökten üç elma düşmüş, birinin adına sinema diyelim, biri televizyon olsun, üçüncü elmanın adına da sizler karar verin… Bir zamanlar tiyatro eğitimi almadan oyunculuk yeteneğini[…]

Okumaya devam …

Ve Yeniden Tiyatro…

Biz zamanlar Anadolu topraklarında tiyatro kutsal, tiyatro sahneleri mabetlerden farksızmış, tiyatroya sevdalı oyuncular sahneleri doldurur ve onlara hayran seyirciler yaşamın anlamını izledikleri oyunlarda bulurmuş, derken gökten üç elma düşmüş, birinin adına sinema diyelim, biri televizyon olsun, üçüncü elmanın adına da sizler karar verin… Bir zamanlar tiyatro eğitimi almadan oyunculuk yeteneğini[…]

Okumaya devam …

“Bizim Aile’nin Yaşar Usta’sı…”

Zaman acımasız ve adaletsiz doğası gereği… Türk tiyatrosunun geleneksel tarafında simgeleşen Kel Hasan’ın kavuğunu, uzun yıllar İsmail Dümbüllü taşımıştır. Bu kavuk İsmail Dümbüllü’ye hayranlığıyla tiyatro yolculuğuna başlayan Münir Özkul’a, 1968 yılında oynadığı Kanlı Nigar oyunundaki başarısından dolayı, ‘Sen kitaplı tiyatrodan geliyor olsan da yerine göre Pişekar, yerine göre Kavuklu olmayı[…]

Okumaya devam …

“Ayşe Selen, Münir Özkul ve Bizim Aile…”

Zaman acımasız ve adaletsiz doğası gereği… 3 ay önce (18 Ekim 2017) Kadıköy Taşra Kabare’de Tiyatrotem’in sahneye koyduğu ‘Aşk, Ayrılık ve Başka Şeyler’ oyununun prömiyerini izlemeye gitmiştik. Son dakika programı yaptığımız için olan Ayşe Selen ile Şehsuvar Aktaş’a önceden haber veremedik. Doğal olarak salonda yer yoktu. Bir başka sefere bırakmaya[…]

Okumaya devam …

“Suya yazılan aşk; Romeo ve Juliet”

Bu yılın birinci yazısını William Shakespeare’in gençlik döneminde yazdığı, Özdemir Nutku’nun çevirisini yaptığı, Dejan Projkovski’nin İstanbul Devlet Tiyatrosu çatısı altında başarıyla sahnelediği Romeo ve Juliet üstüne olsun. Bol ödüllü Makedon yönetmen “Fırtına”, “Karamazov Kardeşler”, “Hamlet”, “Danton’un Ölümü”, “Martı”, “Tartuffe”, “Othello” ve “Anna Karenina” gibi klasikleşmiş eserleri, alışılmışın dışında yorumlayışıyla tanınıyor.[…]

Okumaya devam …

“Sınır Taşı’ndan Nurhan Karadağ’a”

Sınır Taşı oyununu bilir misiniz? Tüm sınırların kalktığı dünya düzenini düşleyen insanlar için yöreselden evrensele uzanan seyirlik oyunlardan biridir Sınır Taşı… On binlerce yıllık insanlık tarihinden süzülerek günümüze uzanan oyun çıkarma rütielleri, Anadolu topraklarında yaşama tutunmanın ve Anadolu insanının kendini dile getirmesinin yolu olmuştur. Köy yaşamında arazi sınırlarından kaynaklanan anlaşmazlıklar[…]

Okumaya devam …

Misafir

Her yıl olduğu gibi Antalya’da düzenlenen sanat etkinliklerinin başında 54. yılını geride bırakan Antalya Film Festivali geliyor. Bu yıl beklenmedik bir kararla ulusal filmler birbiriyle yarışmak yerine, uluslararası filmlerle yarışmak zorunda bırakıldı; kimi sinemacı kararı yerinde bulurken, çoğunluğun bakış açısı olumsuz oldu. Ön elemeyi geçerek uluslararası kategoride yarışmayı başaran Andaç[…]

Okumaya devam …

Sınır Taşı’ndan Nurhan Karadağ’a

Sınır Taşı oyununu bilir misiniz? Tüm sınırların kalktığı dünya düzenini düşleyen insanlar için yöreselden evrensele uzanan seyirlik oyunlardan biridir Sınır Taşı… On binlerce yıllık insanlık tarihinden süzülerek günümüze uzanan oyun çıkarma rütielleri, Anadolu topraklarında yaşama tutunmanın ve Anadolu insanının kendini dile getirmesinin yolu olmuştur. Köy yaşamında arazi sınırlarından kaynaklanan anlaşmazlıklar[…]

Okumaya devam …

Meddah deyince

Bir erkek oyuncu gelir aklımıza; açık ya da kapalı bir mekanda olduğunu umursamadan, omzunda mendili ve elinde sopasıyla kalabalığın karşısına çıkar; akıcı konuşması, nükteli sözleri, taklit becerisi, doğaçlama yeteneği, yeri geldiğinde şarkılar söyleyişi, kültürel ve sanatsal birikimi, saymakla bitmez meddahın meziyetleri… Tek dekoru oturduğu sandalyedir ama izleyenleri mekandan mekana sürükler.[…]

Okumaya devam …

Tolstoy ve Anna

Rus Edebiyatının 19. yüzyıldaki büyük ustalarından Lev Nikolayeviç Tolstoy ve büyük eserleri ‘Savaş ve Barış’ ile ‘Anna Karenina’… Çar tarafından sevilen ve sayılan aristokrat ailesinin Yasnaya Polyana’daki geniş topraklarında dünyaya gelen ve küçük yaşlarda annesini, ardından da babasını kaybeden Tolstoy akrabaları tarafından yetiştirilir. Öğrenimini tamamlamak için gittiği Moskova’da Fransızcasını ilerleterek[…]

Okumaya devam …

Elim Sende, Çocuk-Sanat-İmece

Bir sanat etkinliğini Türkiye’de sürekli hale getirebilmek pek kolay değil; ya elini taşın altına sokacak sponsor bulunamıyor ya da kamu kurumlarının sponsorluk anlayışına teslim olarak hayalini kurdukları etkinliklerin amacından uzaklaşılıyor. Bu kısır döngüye teslim olmayan tiyatro sanatçıları Eftal Gülbudak ve Ümran İnceoğlu, imece usulüyle düzenledikleri Taylıeli Köyü Uluslararası Kültür Sanat[…]

Okumaya devam …

En Kısa Gecenin Rüyası

‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’ ya da Can Yücel’in ‘Bahar Noktası’ adıyla çevirdiği Shakespeare’in pastoral kıvamda komedisi… İlk olarak Shakespeare’e ‘tabusal alan’ muamelesi yapanların hafiften kulaklarını çınlatalım. Her dönemin tiyatrosunu kendinden sonraki kuşaklara taşıyan birbirinden değerli yazarın arasında Shakespeare’in de köşe taşlarından olduğuna kuşku yok. Bu durumu tabulaştırarak Bertolt Brecht’in tiyatrosuna,[…]

Okumaya devam …

Emek Unifest; peki şimdi ne olacak?

İlk kötü haber… 6 Ocak tarihinde yayınlanan 679 karar sayılı KHK kapsamında “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan…” diye uzayıp giden suçlamalarla, AÜ DTCF Tiyatro Bölümü’nün sevilen ve sayılan hocalarından[…]

Okumaya devam …

Geç Kalanlar Üstüne Sohbet

Geç kalanlardan birisi gibiyim ama olsun… Nesrin Üstkanat’ın 2009-10 sezonunda yönettiği ‘Geç Kalanlar’ oyununu Ankara Devlet Tiyatrosundaki dünya prömiyeri sırasında yazmaya niyetlenmiştim. Bir biçimde geciktim derken 2014-15 sezonunda Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosunda Nofel Valiyev’in rejisiyle yeniden karşıma çıktı. Son olarak da 2016-17 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında, yönetmen Nihat[…]

Okumaya devam …

Geç Kalanlar Üzerine Sohbet

Geç kalanlardan birisi gibiyim ama olsun… Nesrin Üstkanat’ın 2009-10 sezonunda yönettiği ‘Geç Kalanlar’ oyununu Ankara Devlet Tiyatrosundaki dünya prömiyeri sırasında yazmaya niyetlenmiştim. Bir biçimde geciktim derken 2014-15 sezonunda Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosunda Nofel Valiyev’in rejisiyle yeniden karşıma çıktı. Son olarak da 2016-17 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında, yönetmen Nihat[…]

Okumaya devam …

Ay anne; Doç. Dr. Süreyya Karacabey

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Bölümü’nün 12 Eylül darbesinden sonraki yılları… Pek de tiyatro eğitimi vermeye uygun olmayan sınıflarda, biricik sahnemizde, güneş görmeyen kulislerinde, ara sıra orta bahçede ve hatta hocalarımızın odalarındaki derslerle yaşama hazırlanan AÜ DTCF Tiyatro Bölümü mezunları, tiyatronun çeşitli alanlarındaki üretimlerini çoğaltmakta… Çok fazla alışılagelmiş[…]

Okumaya devam …

Bir hikaye anlatıcısı; Zilli Şıh

İlk insanların mağara duvarlarına kazıdıkları resimler, konuşma dilinin olmadığı çağlarda bile, avcılık hikayelerini ballandıra ballandıra anlatanların olduğunu gösteriyor. Türk göçebe topluluklarının Asya’dan Anadolu’ya uzanan maceralarına da şaman hikaye anlatma geleneğinin yansımalarıyla tanıklık yapıyoruz. Dağ bayır demeden kopuzuyla dolaşan anlatıcı ozanlar, göçerlerin hikayesini sonraki kuşaklara taşıyor. İslamiyet döneminin hikaye anlatma geleneğinin[…]

Okumaya devam …

İbiş’in Rüyası ve geleneksel tiyatroya veda

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ruhunu belirleyenlerin sanata bakış açısı, Anadolu insanının kültürel yaşamı derinden etkilemiştir. Tüm sanatları kucaklayan cumhuriyetin kurucu kadroları, gelişmiş uygarlıkların seviyesine ulaşmanın yolunun sanatçılardan geçtiğinin farkındadır. Devletin desteğiyle kurulan konservatuvar, Halkevleri ya da üniversiteler, batılı anlamda tiyatronun geniş kitlelere ulaşmasına olanak yaratır. Türk ve Müslüman kadınların sahneye çıkışlarını[…]

Okumaya devam …

İbiş’in Rüyası ve geleneksel tiyatroya veda

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ruhunu belirleyenlerin sanata bakış açısı, Anadolu insanının kültürel yaşamı derinden etkilemiştir. Tüm sanatları kucaklayan cumhuriyetin kurucu kadroları, gelişmiş uygarlıkların seviyesine ulaşmanın yolunun sanatçılardan geçtiğinin farkındadır. Devletin desteğiyle kurulan konservatuvar, Halkevleri ya da üniversiteler, batılı anlamda tiyatronun geniş kitlelere ulaşmasına olanak yaratır. Türk ve Müslüman kadınların sahneye çıkışlarını[…]

Okumaya devam …

Antalya’nın tiyatro sevdalılarından; Abdullah Sürekli

Türk tiyatrosunun Antalya ayağında, 30 küsur yılını tiyatroyla harmanlayan Abdullah Sürekli, Antalya Belediye Tiyatrosu’nun oluşumundaki temel direklerden birisidir. Tek kanallı TRT’in iktidarını sürdürdüğü 80’li yılların başlarında, birbirine yakın zamanlarda tiyatroya başlamış ve amatörlüğün coşkusuyla keyifli işler yapmıştık. O yıllarda Devlet Tiyatroları, kısıtlı sayıda oyunla Antalya’ya turne yapardı. Her tiyatro oyununu,[…]

Okumaya devam …

Antalya’nın tiyatro sevdalılarından; Abdullah Sürekli

Türk tiyatrosunun Antalya ayağında, 30 küsur yılını tiyatroyla harmanlayan Abdullah Sürekli, Antalya Belediye Tiyatrosu’nun oluşumundaki temel direklerden birisidir. Tek kanallı TRT’in iktidarını sürdürdüğü 80’li yılların başlarında, birbirine yakın zamanlarda tiyatroya başlamış ve amatörlüğün coşkusuyla keyifli işler yapmıştık. O yıllarda Devlet Tiyatroları, kısıtlı sayıda oyunla Antalya’ya turne yapardı. Her tiyatro oyununu,[…]

Okumaya devam …

Suçluluk, korku, vicdan; Cadı Kazanı

15 Temmuz kanlı darbe girişiminin kirli çamaşırlar ortaya saçılırken, darbenin başını çekenin, McCarthycilik ruhuyla hareket eden Komünizmle Mücadele Derneği’nin kurucularından olduğunu öğrendiğime hiç ama hiç şaşırmadım… İlk ‘Kızıl Tehlike’ Ekim Devrimi’ni takip eden yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde başlamış, komünizm düşüncesini savunan radikal sol gurupların ya da anarşistlerin cezaevlerine doldurulmasına neden[…]

Okumaya devam …

2500 yıllı ders; Antigone

15 Temmuz… Bir sinsi gece ve peşinden sürüklenen akıl almaz gün… Her an tepemize bombalarını bırakacakmışçasına uçan jetler, kamu kurumlarına ya da beterin beteri TBMM’ne yağan bombalar, yolları kesen tanklar, acımasızca öldürülen sivil ya da üniformalı insanlar, bütün bunların arkasında devletin kılcal damarlarına kadar sızmayı başarmış vatan hainleri… Hiç de[…]

Okumaya devam …

Sıcağı Sıcağına Darbe ve Tiyatro

Pis bir darbe denemesinin, ‘Bu bir tiyatro…’ söylemiyle sosyal medyada karşılık bulmasının hemen öncesinde, Arnavutköy’deki bira muhabbetimize siyaseti bulaştırmış ve “Bir gitseler de kurtulsak yahu!” diye iktidar hakkında söyleniyorduk. Biz darbenin kalleşliğini aklımızın ucundan geçirmezken, boğaz köprülerini kapatan tanklar muhabbetimizi böldü. Uçaklar yalarcasına tepemizden geçmeye başladı. İçkilerini yarım bırakan müşteriler[…]

Okumaya devam …

Kültürel Miras

Bu hikayenin başlangıcı 101 yıl öncesine uzanıyor… Bir Anadolu köyünde yaşayan iki amcaoğlu, komşu köyün güzel kızına aşık olur. İkisi de askerlik yaşına gelmemiştir. Yaşı büyük olan Çanakkale’de savaşmak üzere gönüllülerin arasına katılır. Yaşı küçük olan da güzel kızı kaptırmamak için amcaoğlunun peşine takılır. Bu arada oyunbaz davranışlarla komşu köyün[…]

Okumaya devam …

Oyunun Oyunu

Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi, Tiyatro bölümünü kazandığımızda, ‘Dramatik Yazarlık’ dersinin hocası Turgut Özakman’dı. Kısıtlı sayıda öğrencinin yetenek sınavıyla tiyatro bölümüne alınması beklenirken, YÖK’ün ilk icraatlarından birisi olarak elli civarında öğrenciyle sınıflara sığmaz olmuştuk. Kimin yazmaya meyilli olduğunu anlamaya çalışan Turgut Özakman, ‘Tiyatro nedir?’ gibilerinden bir soruyla[…]

Okumaya devam …

Kuvayı Milliye Destanı

Son Anadolu destanını, Nâzım Hikmet Ran’ın satırlarından izlediğimizde, zincirin son halkasındaki varoluş mücadelesi, dramatik öykülere dönüşerek, gözlerimizin önünde canlanmaya başlar. Bu topraklarda ‘zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan’ Anadolu insanı, gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, köylüsünden esnafına, Kuvayı Milliye Destanı’nın kahramanlarına dönüşür; işgal ordusunun üstüne mavzeriyle yürüyen Karayılan, çocuk yaşında ulaklığı[…]

Okumaya devam …

Bir ahlak dersi; Woyzeck…

Bir insan… Tüm insanlar gibi, başkalarından çok daha akıllı değil, daha fazla aptal değil; kendisine sunulan donanımlarıyla yaşama tutunmaya çalışan, elinden geldiğince ahlaklı davranmaya özen gösteren, içimizdeki iyilerden birisi Woyzeck… Bizi biz yapan değerlerle tiyatro sahnesinin koltuklarına kurulmuş, keyif içinde ‘Woyzeck’ oyunu izleyenlerden başkası da değil Woyzeck… Çok sık sahnede[…]

Okumaya devam …

Bir ahlak dersi; Woyzeck

Bir insan… Tüm insanlar gibi, başkalarından çok daha akıllı değil, daha fazla aptal değil; kendisine sunulan donanımlarıyla yaşama tutunmaya çalışan, elinden geldiğince ahlaklı davranmaya özen gösteren, içimizdeki iyilerden birisi Woyzeck… Bizi biz yapan değerlerle tiyatro sahnesinin koltuklarına kurulmuş, keyif içinde ‘Woyzeck’ oyunu izleyenlerden başkası da değil Woyzeck… Çok sık sahnede[…]

Okumaya devam …

Çıkmaz Sokak Çocukları

Adı üstünde çıkmaz sokak çocukları… Üst üste insanların yığıldığı metropollerde uyuşturulmuşluğun kokusuyla karşımıza çıkan, kimi zaman yalvarırcasına, kimi zaman da tehdit edercesine, üç beş kuruş para dilenerek yaşamaya çalışan… Her fırsatta akla hayale gelmeyecek işlerde çalıştırılan, sömürülmeye uygun bedenleriyle seks kölesine dönüştürülen, uyuşturucu ya da silah kartellerinin elinde oyuncaklaştırılan, acımasız[…]

Okumaya devam …

İktidarsız İktidar

Bu yılın birinci yazısına William Shakespeare’le başlamaya niyetlenince, Aralık ayında, sinema filmi olarak karşımıza çıkan büyük tragedyalarının biri satırların arasına yerleşiverdi. Bir önceki yazımın içeriği, beyaz perdeden İBB Şehir Tiyatroları sahnelerine taşınan ‘İki Arada Bir Yerde’ oyunuydu. Bu kez tersinden giderek, 400 yıldır tiyatro sahnelerinde hayat bulan ve 7. sanatın[…]

Okumaya devam …

’İki Arada Bir Yerde’ barış için savaş

Tüm sistemini yayılmacı politikalar üstüne kurgulayan küresel çakallar, ‘Güçlü olan haklıdır,’ yaklaşımıyla savaşmayı tercih etmişken, güçsüzün tercihi barıştan yanadır… Son yüzyılın kazananın da kaybettiği dünya savaşlarında, evdeki hesabı çarşıya uymaz hale gelince, dünyanın düzeni Bileşmiş Milletler çatısında yeniden biçimlenir. Alt örgütlenmeleriyle küresel boyutta dallanıp budaklanır. Uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanılmasını yasaklayan[…]

Okumaya devam …

Prof. Dr. Nurhan Karadağ’a öğrenci olmak

Ne de zormuş aramızdan ayrıldığına inanamadığım hocalarımla satırların arasında vedalaşmak… Türk tiyatrosunda kalıcı izler bırakarak bizleri terk eden önemli sanat insanlarına, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğrenci olmuştuk; Metin And, Ergin Orbey, Turgut Özakman, Sevda Şener… Biz gidenlerin yokluğuna alışamadan, bir çınar yaprağı daha köklerini geride bırakarak[…]

Okumaya devam …

“Kapı Numarası”

Bazen… Hiç beklemediğiniz nesneler yaşamınızdaki ölümsüzlerin arasında yerini alır. Ona her bakışınızda geçmişin anıları gözünüzün önünde canlanıverir; unutulduğu düşünülen insanlar ya da mekanlar yeniden anımsanır, bir zaman dilimi tekrar yaşam bulur belleklerde; bir taş parçası, bir kahve fincanı, bir kartpostal, kurutulmuş bir papatya, bir nazar boncuğu, bir deniz kabuğu, bir[…]

Okumaya devam …

“Genç Deyip Geçenler”

Sanatla Yeniden Hayata… Sanatın dokunduğu yerlerdeki izlerin yakından tanığıyım; hatta kendi yaşamımı da örneklerin arasına gönül rahatlığıyla ekleyebilirim. Sanatın büyülü dünyası, yok olmak ile var olmak arasında güzel bir eşiktir; kayıplar dünyasında kendini bulmak için mükemmel bir kılavuzdur; seni sana anlatır, seni sen yapar sanat… Bir parçası olduğum ‘Sanatla Yeniden[…]

Okumaya devam …

“Bir Daha Çal Sam”

Bir tiyatro okulundan mezun olmanı özgüveniyle, ödüllü oyunlardan amatör çalışmalara kadar, tiyatro sahnelerinde izlediklerimi beğenmesi kolay olmuyor. “Hoş bir oyundu ama…” diye başlayan cümlenin devamına, pek azı övgü, çoğunluğu yergilerle dolu yorumlar ister istemez dökülüyor dudaklarımdan. O işi eleştirmenlere bırakmak yerine, uzman görüşü bildirircesine, arkası arkasına eleştirilerimi sıralıyorum. Bir ay[…]

Okumaya devam …

“Fatma Bacı ya da Kadıncık Ana”

Bir kadının hikayesini paylaşacağım sizlerle… Antalya sevdalısı olduğunu söyleyebileceğimiz Alaüddin Kaykubat, 13. Yüzyıl’da dünyanın merkezi olarak görülen Anadolu Selçuklu Devleti’nin efsanevi sultanıydı. Şeyh Evhadüddin Kirmani de sultanın gönülden sevdiği insanların arasında yer almaktaydı. ‘Bir lokma, bir hırka,’felsefesini yoluna kılavuz bellemişti. Anadolu’ya geldiği yıllarda, ‘Peygamber sünneti,’ diyerek satın aldığı huysuz ve[…]

Okumaya devam …

“Yasemin Dalkılıç’la İnanılmaz Dalışlar”

Enerjini Doğru Kullan… Dört yıldır, Antalya’nın tanınmış markası CANTEK sponsorluğunda, dünya kamuoyunun dikkatini enerji tasarrufuna çekebilmek için ‘Enerjini Doğru Kullan’ projesi üstünde çalışıyoruz. Bu projenin başlangıç adımında, Everest Dağı’na tırmanan Nasuh Mahruki ile Yılmaz Sevgül, “Enerjini Doğru Kullan” mesajını dünyanın zirvesine taşımıştı. Ben de zorlu maceranın hikayesini “Dünyanın Zirvesine Tırmanış”[…]

Okumaya devam …

“Bir Sevda’dır Tiyatro”

Prof. Dr. Sevda Şener… Türk tiyatrosunda ‘Hocaların Hocası’ olarak bilinen bir cumhuriyet kadını… Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü Başkanlığı yaptığı yıllarda öğrencisi olduğum ve onun rehberliğindeki tez çalışmasıyla eğitimimi tamamladığım Sevda Hocamız, seksen altı yaşında aramızdan ayrıldı. 1995 yılında tiyatro bölümünden emekli olan Sevda Hocamız, tiyatro kuramları, dramaturgi, eleştiri kuramları,[…]

Okumaya devam …

“Kahramanım Olur musun?”

Biz severiz aslı astarı olmayan kahramanları… Bir süre önce, yeni yayın döneminde hayat bulacak televizyon dizilerinden birinin yapımcısıyla görüşmüştük. Tarihi dokulu projelerinin senaryosu yazılacaktı. O konunun geçtiği dönemi fazlasıyla araştırmıştım. Bir yıl önce Yunus Emre hakkında film senaryosu ve tiyatro oyunu yazmıştım. Bu tiyatro sezonunda Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş dönemini anlatan[…]

Okumaya devam …

“Kıl Çadırların Düşü”

Büyüdüğüm şehirdir Antalya… En neşeli günlerim Antalya’nın sokaklarında geçmiş, Konyaaltı plajlarında dillere destan maceralar yaşanmış, unutulmaz aşkların anıları şehrin farklı köşelerinden günümüzün Antalya’sına el sallamakta… İlk okulumun binası çoktan yıkılmış, lise çağlarındaki sevgilimin okulu otoparka dönüşmüş, mezbahanın çaprazında futbol oynadığımız boşluğa kocaman bir otel sığdırılmış, babamın yıllarca yattığı hastanenin bulunduğu[…]

Okumaya devam …

“Dionysos”

Bir Antik Yunan tanrısıdır Dionysos… Efsanelerde anlatıldığı kadarıyla, tanrıların tanrısı Zeus, güzelliği dillere destan ölümlü Semele’ye âşık olmuştur. Bir dizi olaylar zinciri hamile sevgilisinin ölümüyle sonuçlanır. Olimpos’un tanrısı da Semele’nin karnındaki çocuğunu baldırına dikerek hayatta kalmasını sağlar. Yarı tanrı, yarı insan olarak dünyaya gelen Dionysos, bolluk ve bereket tanrısı olarak[…]

Okumaya devam …

“Bir TRT Belgeseli”

Gün geceyi… Haftalar ayları… Aylar ayları derken… Her gün birbirine benzese de birbirinden farklı üç yüz atmış beş günü, iyisiyle kötüsüyle ya da güzellikleriyle çirkinlikleriyle geride bıraktık. Yıl içinde yaptıklarımı yeterince anımsayamasam da Aralık ayının çoğunu TRT için hazırlanan bir belgeselin araştırmalarıyla ve çekimleriyle geçirdim. İç yapımlar olarak hazırlanan belgeselin[…]

Okumaya devam …

Bana hiç kimse kötü adam karakterini oynatamaz!

Mehmet Çevik Röportajı “Bana hiç kimse kötü adam karakterini oynatamaz!” Bu ay dizi filmlerde başarılarıyla canlandırdığı karakterlerden tanıdığımız Mehmet Çevik’le sohbet ettik. Son iki yıldır kendisini Hanımın Çiftliği dizisinin Cemşir Ağa’sı olarak izliyorsunuz. Bu diziden önce Halil ile Menekşe’deki Hasan olarak ekranlarınıza gelmişti. Bir adım daha geriye gittiğimizde Sağır Oda’da[…]

Okumaya devam …

Bahar

Bahar gelmişti artık… Bir kafeteryanın deri koltuğunda kahvemi yudumlarken, her gördüğü yere sızan güneşin varlığı iyiden iyiye kendisini hissettirmekteydi. Karşımdaki deri koltuk ile aramızdaki sehpaya yerleşen güneşin ışıltısından huzursuz olan gölgeler sehpanın altına gizlenmek zorunda kalmıştı. O ışıltılara karışmış rüzgarın akışkan gölgesi ise seramik zeminde biçimden biçime girmekteydi. Milyarlarca yıllık[…]

Okumaya devam …

Bir Dizi Film Setinden

Bir yıl önceydi… En yakın arkadaşım Mehmet Çevik’in davetiyle Adana’da çekimleri yapılan Hanımın Çiftliği dizisinin setindeydim. Teneke Mahallesi’ndeki seti dolaşırken, Yılmaz Güney’in ‘Umut’ filminin de aynı mekanda gerçekleştirildiğini ve hemen dibinde durduğum çeşmenin olduğu yerde, atı ölen Yılmaz Güney’in ağadan para istediği sahnenin çekildiğini öğreniyorum. Bu arada görüntü yönetmeni son[…]

Okumaya devam …

Bir Köşe Yazısı

Yazarlık yolculuğunda bir adım daha… Ben yazarların ya da yazdıklarının eleştirmenler taralından değerlendirilmesi için bir tanıdık, bir hatır gönül, bir çıkar ilişkisinin zorunlu olduğunu düşünürdüm. 28.OCAK.2010 tarihli Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinde, M. Sadık Aslankara’nın ‘Kitaplar Adası’ köşesindeki yazısını okuyunca, benim öngördüğüm düşüncenin bir önyargıdan öte olmadığını anladım. Biraz daha ayrıntılarsak…[…]

Okumaya devam …